Puan vermedi·388 syf.··
2026 87. kitabı
@seniorpicsso tarafından kaleme alınan Oleksa Yayınevi ile biz okuyuculara ulaşan #kalbiminçiçeği içeriği ile nahif bir okuma sunuyor. Kapağının güzelliğine değinmiyorum bile. Yazarın kaleminden okuma yapmayı sevdim sade ve anlaşılır. Ayrıca İslami mesajlar da veriyor satır aralarında ince ve hoş bir ayrıntı oldu benim için. Öğretmen anne babasını doğum gününde yedi yaşında kaybeden Kardelen'i teyzesi Hande büyütür o on üç yaşına kadar İskoçya'da yetimhanede müdür yardımcısı görevi üstlenen teyzesi aynı zamanda orada da yatılı ikamet etmektedir. Yurtta farklı ve sağlam dostluklar edinen Kardelen okulunda tanıştığı Azeri Çağın ile de iyi anlaşmaktadır. Bir gün yurtta yurt müdürü yaşlı kadın ve teyzesinin konuşmalarına tanık olan Kardelen'in hayatı tamamen değişir, yurda dönüş yapıp okul öncesi öğretmenliğini bitiren kızımız arkadaşlarıyla bağını koparmaz. Çağın ve dostları destekleriyle içimi sıcacık yaptı. Teyzesinin fedakarlığı örnek olurken, babaannesinin zalimliği ise şaşkına çevirdi. Tavsiye ederim, reklam değil. "Hüzün bu hayatta her zaman hüküm sürmezdi. Elbet mutluluk da gelirdi. Her çiçeğe, her insana..."
Kalbimin ÇiçeğiMeyse Arda · Oleksa Yayınevi · 20258 okunma
Eski Orta Asya Türk Devletlerinde Aile
8/10
·127 syf.··
2026 48. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 16:15
Eski Türk devletlerinin aile kavramını, örf ve hukuki boyutları ile ele alan bir eser. Özellikle evlilik üzerinde ayrıntılı açıklanar yapılmış. Evlilik öncesi ilişkiler, nişan süreci, karşılıklı alıp verilen hediyeler, boşanma vs. ele alınan başlıca konular. Özellikle bazı konulardaki alışkanlıkların daha düne kadar veya bugün de geçerliliğini koruduğunu görmek de önemli kültür açısından.
1000Kitap
Eski Orta Asya Türk Devletlerinde AileYasemin Kurtoğlu · Türk Tarih Kurumu Yayınları · 202588 okunma
Reklam
Puan vermedi·432 syf.·
2026 232. kitabı
Bu gün Gorki'den okuduğum ilk kitap olan Ana kitabı ile sayfalarınızı meşgul edeceğim. Maksim Gorki çok küçük yaşlarda öksüz kalmış, henüz küçük bir çocukken çalışmaya başlamış, dolayısıyla işçileri çok yakından tanıma fırsatına sahip olmuş ve sosyalist gerçekçi yazımın öncülerinden biri haline gelmiştir. Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov olan Maksim Gorki yaşadığı zorlu hayat ile birlikte Rusçada "Acı" anlamına gelen Gorki soyismini almıştır. 1905 devrimi öncesi dönemi ele alan eserde yoğun bir şekilde sosyalizm propagandası yapılmaktadır. Kitapta, kocası tarafından sürekli şiddet gören, zor şartlar altında yaşamaya çalışan, kendine sunulan hayatı hiç sorgulamadan yaşayan bir kadının kocasının ölmesinden sonra bir fabrikada işçi olarak çalışan oğlu Pavel sayesinde yaşadığı dönüşüm sürecini anlatılmaktadır. Pavel Çarlık Rusya'nın halka uyguladığı politikalara ve halkın emeğini sömüren burjuva sınıfına karşı savaşan, eşitlik, özgürlük, adalet konularında halkı bilinçlendirmeye çalışan bir işçidir. Başlarda ana oğlunun ve arkadaşlarının bu konular üzerindeki konuşmalarını dinlerken onları pek anlayamasa ve korksa da zamanla onları anlamaya, haklılıklarını görmeye ve kendini oğlunun davasına vermeye başlamıştır. Eser gayet akıcı ve sade bir dille kaleme alınmış olsa da, benzer olaylar ve benzer diyalogların çok sık olmasından ve 430 sayfalık kitabın bana gereğinden fazla uzatıldığı hissi uyandırmasından dolayı bazı bölümlerde sıkıldığımı belirtmek isterim. Fakat bu söylediklerim kitabı beğenmediğim algısı oluşturmasın lütfen, sonuçta dünya edebiyatının önemli eselerinden bir tanesi ve okuduğum için çok memnunum. Okumayı düşünen herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim.
İnceleme
AnaMaksim Gorki · Can Yayınları · 202534,4bin okunma
Rousseau Eserleri Üzerine İnceleme
10/10
·224 syf.·
2026 48. kitabı
Rousseau’ya göre insan doğal zeminde daha gerçek bir insandı. Yaşamı akıl yürütmeye değil, saf içgüdülere dayanıyordu. Kültür ve medeniyet henüz insanı bozmamıştı.Thomas Hobbes insanın özünde bencil, hırslı ve savaşçı olduğunu savunur. John Locke da insanı mülkiyet odaklı görür. Rousseau iki düşünüre de karşı çıkar. Doğal insanda iyi, kötü, hırslı, açgözlü ya da tokgözlü gibi kavramlar yoktur. Çünkü ahlak ve mülkiyet gibi kavramlar ancak toplum oluştuktan sonra icat edilmiştir. Doğal insan ahlak öncesi (amoral) bir dönemde yaşar. İlk toplumsal topluluk aile örneğidir. Ailede anne ve babanın çocuk üzerinde geçici bir otoritesi vardır. Hobbes ve Locke modern devlet otoritesinin bu aile içi otoriteden doğduğunu iddia eder. Rousseau buna katılmaz. Ailedeki otorite sevgiye ve çocuğun korunma ihtiyacına dayalıdır; devlet otoritesi ise bu mantıkla topluma aynen taşınamaz. İnsanlar başlangıçta geniş coğrafyalarda birbirini görmeden yaşıyordu. Zamanla nüfus arttı ve coğrafi koşullar (örneğin küçük bir adada sıkışma) insanları yakınlaştırdı. Bu durum kaçınılmaz anlık karşılaşmaları doğurdu. İlk anlık karşılaşmalarda korku, şaşkınlık veya istek belirten tek heceli kelimeler (seslenmeler/ünlemler) oluştu. İnsanlar bir arada daha fazla vakit geçirdikçe, nesneleri ve durumları tanımlamak için çok heceli kelimeler ürettiler. Böylece toplumsal iletişimin aracı olan dil doğdu. Doğal durumdaki insanı iki temel güdü yönetiyordu: Birincisi kendini koruma içgüdüsü (Amour de Soi), ikincisi ise kendi türünün acı çekmesini istememe yani merhamet duygusudur. Beraber yaşamak toplum yapısının temelini attı ve insan "özsaygı" (Amour-Propre ) kazandı. Özsaygı, bireyin artık kendi gözüyle değil, karşısındakinin onun hakkındaki yargılarına göre yaşamaya başlamasıdır. Kıyaslama, kıskançlık ve kibir
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin KaynağıJean-Jacques Rousseau · Say Yayınları · 20201,828 okunma
İman etmek cesur adamların işidir.
7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
Mehmet Salim Öztoksoy’un, İslamiyet’i kabul etme sürecinde yaşadığı tecrübelerden ve hatıralardan oluşan bu eser, yazarın kendi anlatılarına dayanmaktadır. Müslüman bir ülkede, sözde Müslüman bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Öztoksoy, tamamen Batı kültürüyle yetişmiştir. Türkiye’deki Batı hayranı pek çok insan gibi, İslam’a karşı önyargılı bir tavır benimsemiş; onu araştırmayı dahi gerekli görmemiştir. Ancak bir gün, mürtet olmuş eski bir müftünün (Turan Dursun) İslamiyet’i çürüttüğüne dair duyduğu bilgiler üzerine, İslam aleyhine kaleme alınmış bir kitabını okumaya karar verir. Başlangıçta amacı, İslamiyet’in yanlışlığını öğrenmek ve çevresini de bu düşünceden uzaklaştırmaktır. Fakat okudukça, eserde yer alan iddiaların ve iftiraların boyutunun tahmin ettiğinden çok daha ileri seviyede olduğunu fark eder. İslam’a karşı son derece olumsuz duygular besleyen Öztoksoy bile, yazılanların önemli bir kısmının gerçekle bağdaşmadığını kısa sürede anlar. Bununla birlikte, kitapta yer alan bir iddia özellikle dikkatini çeker: Kur’an’ın kendi ayetleriyle çeliştiği ve bu nedenle tutarsız olduğu ileri sürülmektedir. Yazar, bu iddiasını sure ve ayet numaralarıyla desteklemeye çalışmaktadır. Kur’an’a uzun yıllar boyunca mesafeli duran Öztoksoy, ailesini İslamiyet gibi bir düşünceden uzaklaştırmak amacıyla söz konusu ayetleri bizzat incelemeye karar verir. Ancak yaptığı araştırma sonucunda, adı geçen yazarın açıkça çarpıtma ve iftiraya başvurduğunu görür. Daha da dikkat çekici olan ise, bu yazarı referans gösteren pek çok kişinin, Kur’an’da gerçekten böyle bir ifade olup olmadığını araştırma ihtiyacı dahi duymamasıdır. Bu durumun farkına varan Öztoksoy, kendi ifadesiyle, sorgulamadan başkalarının düşüncelerini tekrar edenlerden biri olmak istemez ve okumaya, araştırmaya
1000Kitap
"Ol" Dedi OldumMehmet Salim Öztoksoy · Tin Yayınları · 2025172 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2026 105. kitabı
Gerçek bir hayat hikayesinden beslenen, Kuveytli güçlü yazar Taleb Alrefai’nin kaleme aldığı ve kıymetli çevirmen Zafer Ceylan’ın ödüllü çevirisiyle dilimize kazandırdığı Kaptan’ı bir solukta okudum. Kitap, Kuveyt’in petrol öncesi dönemine, halkın geçimini balıkçılıkla ve o zorlu inci avcılığıyla sağladığı yıllara götürüyor bizi. Dönemin ünlü denizcilerinden Kaptan Ali Nasır’ın biyografisinden yola çıkan gerçek bir hikaye bu. Bir fırtına anında, denizin ortasında sıkışıp kalan bir kaptanın o gerilim dolu anlarını, geçmişiyle hesaplaşmasını, "keşke"lerini, özlemlerini ve varoluştan yok oluşa geçeceğini hissettiği o kırılma anındaki çaresizliğini anlatıyor. Yazar, o son saniyelerdeki gerilimi ve çaresizliği okura öyle kuvvetli hissettiriyor ki... Kısa ama sarsıcı, çok etkileyici bir metin. Aslında aldığı çeviri ödülünden beri merak ediyordum Kaptan’ı. Yazar Taleb Alrefai'nin Kuveyt hükümeti tarafından vatandaşlıktan çıkarıldığını öğrenince bu haberi derin bir üzüntüyle karşıladım. Kendisi hakkında daha fazla şey okudukça, onun romancı kimliğinin ötesinde gerçek bir aydın, düşünür ve kültür elçisi olduğunu gördüm. Bir okur olarak yanında olduğumu göstermek, sesine ses katmak ve dayanışmamı onun kalemine tutunarak ifade etmek için hemen kitabına, Kaptan’a koştum. Dilerim bu sarsıcı hesaplaşma sizin de rotanıza denk düşer. Edebiyat dolu bir hafta olsun.
1000Kitap
KaptanTaleb Alrefai · Ayrıntı Yayınları · 2022150 okunma
Reklam
Reklam