Herkes bir şekilde kendisinin 'önemli' olduğunu sanır. Oysa, sevgili Sevgi Soysal'ın dediği gibi, 'insanlara ancak geberme hakkı' verilir. Artık 'geberme'nin de pek bir kıymeti kalmamıştır. Ha yaşamışsın ha ölmüşsün, kimse iplemez. Ölümün bu kadar kolay kol gezdiği bir ülkede, doğru dürüst ölemezsin bile; süründürürler. Adına acı çekilmiş her saçmalık yasallığa dönüşür, "Tıpkı her şehidin sonunun yasa bentlerine, takvimin yavanlıklarına ya da sokak isimlerine varması" gibi…
Cioran Çürümenin Kitabı'nda 'ateşli' birine karşı uyarıyor: Ateşli bir kafa yapısına sahip birini mi gördünüz? Emin olun ki sonunda kurbanı olursunuz. Kendi doğrularına inananlar –insanların hafızasında iz bırakan yegâne kimseler– arkalarında cesetlerle dolu bir yeryüzü bırakırlar."
Yok edici bir hırsın, şişirilmiş, şişmiş doymak bilmez egoların insanları götüreceği felaketleri sorgulamak gerekir. 'İnsanlık önüne çözümleyebileceği sorunları koyar'sa, bir araya gelip değişimi, nesnelikten kurtulup özneliği sağlayabilir.
Atmosferi bu kadar kirletilmiş bir dünyada, böylesine umutsuzluk soluyan bir ülkede herkesin ayaklarına kapanıyorum, belki kulakları ayaklarındadır diye ve sesleniyorum: "Hayvanlar, kuşlar, balıklar da doyurmaz sizi/ İlle de insan yiyeceksiniz."
Vazgeçin bundan!
Fırtınalı deniz, yağmur gökyüzü
Kalanlar dost sandı, her sahte yüzü
Duydu da aldandı, yalandan sözü
Gerçekler sahteye tutsaktı, kaptan
Yudumla çayını, kalmadı vakit
Topla saatleri, bavulunla git
Zamanı, sessizlik içinde erit
Ruhunda gel-gitler tutsaktı, kaptan
Vedalar mı? Zordur, aldırma buna
Kır artık dümeni, yokluk yoluna
Varmaya az kaldı, sabrın sonuna
Limanlar kalmaya tutsaktı, kaptan
Belli olmaz sonu bu hikayenin
Belki bir yön çizer, nasır ellerin
Rüzgara sarılmış, bak yelkenlerin
Hesaplar, kitaplar tutsaktı, kaptan
06.05.2020