Konuşma sırasında, her şeyi zaman içine ve genellikle de içinde bulunduğumuz ana oturturuz. Konuşmak, ‘’geçici bir ölümsüzlük’’ peşinde boşu boşuna koşmaktır. ‘’Ben varım’’ çığlığıdır bu. Sessizlik, zamanla ve sonsuzlukla olan ilişkimizin bilincidir. Aynı zamanda hem sonsuzluktur, hem de bir toz zerrciği. Sessizlik çok boyutlu, çok duyumludur. Konuşma, kategori ve buyurucu üslubuyla, beş duyumuzun ancak bazı deneyimlerini aktarabilir. Sessizlik ise beş duyumuzla algıladıklarımızın toplamıdır, hatta bundan daha fazlasıdır. Sessizlik olanca aczimizle söze dökmeye çabaladığımız bir şeyi, ‘’duyum-ötesi algılama’’ diyebileceğimiz duyumu da içine alır.
‘’En dayanamadıkları şeyse sessizlikti. Çünkü sessizlikte gerçek yaşantılarının nasıl olduğunun farkına varıp korkuya kapılıyor ve hemen gürültüye başlıyorlardı.’’