10/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Zamanım yok" diyenler burada mı? "Meditasyon yapmak istiyorum ama 20 dakika oturup duramam." "Zihnim asla susmuyor." "İş, güç, koşturmaca derken kendime ayıracak tek bir dakikam bile yok." Tanıdık geldi mi? Osho bu kitapta tam olarak bu kaosu çözüyor. Meditasyon bir yerde hareketsiz oturmak değil, yaptığın her şeye farkındalık getirmektir. Osho'ya göre meditasyon için dağ başına çekilmek gerekmez. Trafikte beklerken, kahve içerken veya mail yazarken de meditasyon yapabilirsiniz. Kitaptan Öne Çıkan 3 Pratik Öneri: 1. Nefes Molası: Gün içinde sadece 1 dakika boyunca sadece nefes alıp verdiğinizi hissedin. Hepsi bu 2. İzleyici Olun: Zihninizdeki düşünceleri susturmaya çalışmayın, sadece akan bir trafik gibi onları izleyin. 3. Eyleme Odaklanın: Çay içerken sadece çay için. Telefonu bırakın ve o anın tadını çıkarın. Bu da bir meditasyondur. Benim bu kitap için puanım 10/10. Kısaca yorumumu soracak olursanız; "Modern dünyanın hızına yetişmeye çalışırken ruhunu geride bırakan herkesin okuması gereken, pratik ve 'bahanesiz' bir rehber. Benim farkındalığımı çok artırdı." Sen meditasyon yapıyor musun yoksa 'zamanım yok' diyenlerden misin?
Yoğun Tempolu İnsanlar İçin MeditasyonOsho · Mia Basım Yayın · 2005123 okunma
önemli bir öneri.
10/10
·112 syf.··
2026 42. kitabı
çehov’un, acı’sını ve erdal öz’ün, sevgili acı’sını muhakkak okuyun. önce biri, sonra diğeri. çünkü sevgili acı, çehov’un öyküsüne yazılmış bir öykü değil; onunla konuşan, onu yeniden düşünen ve yıllar sonra başka bir insanın yalnızlığında yeniden yaşatan bir metin. aralarında yaklaşık bir yüzyıl olmasına rağmen, sanki aynı cümle iki farklı zamanda kurulmuştur. çehov’un acısı anlatılamamanın trajedisiyken, erdal öz’ün acısı anlaşılabilmenin imkânını arar. biri acısını anlatacak bir kulak arar; diğeri, o acıyı gerçekten duyabilecek bir yürek. bu iki metni peş peşe okumak, yalnızca iki büyük yazarı değil, edebiyatın kendi hafızasını da okumaktır. bir öykünün başka bir öyküde nasıl yeniden doğabildiğini görmek isteyen herkes için unutulmayacak bir okuma deneyimi. not: okuru bekleyen şey; çehov'un, yaşlı arabacı i̇ona'nın ölen oğlunun yasını anlattığı "acı" öyküsünde i̇ona, acısını birine anlatabilmek için çırpınır. karşısına çıkan herkesin söyleyecek daha önemli bir işi, yetişeceği bir yeri vardır. kimse onu gerçekten dinlemez. sonunda, söyleyemediklerini atına anlatır. çünkü öykünün asıl trajedisi ölüm değil; insanın en ağır yükünü taşıyacak bir kulak bulamamasıdır. erdal öz ise bu fikri bambaşka bir düzleme taşır. "sevgili acı"da kahraman, çehov'un "acı" öyküsünü okuduktan sonra onu gerçekten anlayabilecek birini, yani bir sevgiliyi aramaya başlar. tanıştığı kadınlara bu öyküyü okur. fakat sınadığı şey onların edebiyat bilgisi değildir; başkasının acısına nüfuz edip edemeyecekleri, bir insanın yükünü gerçekten taşıyıp taşıyamayacaklarıdır. dinlemeyen, sıkılan ya da yüzeyde kalanlar elenir. böylece çehov'un "acı"sı yalnızca okunan bir öykü olmaktan çıkar; sevgiyi, yakınlığı ve insanı ölçen bir turnusol kâğıdına dönüşür. "sevgili acı", tam da bu yüzden çehov'un
Edebiyat
Cam KırıklarıErdal Öz · Can Yayınları · 2019311 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·864 syf.··
2026 90. kitabı
ALBASTI GECESİ . Börü Kam ve hatunu Ulduz ile Kara Han ve hatunu Aykan üzerinden bir #albastı hikayesi bu. @hasanerimez kalemi ve Türk mitolojisinden izlerle sürükleyici bir okuma. Kutlar, Kamlar, bakır tırnaklı albastı ve gök yeleli ihtişamlı kurt... Albastının kara efsunuydu: Yeni doğurmuş kadınlara ve onların çocuklarına musallat olurdu; ciğerlerini söküp öldürürdü. Çünkü hiçbir er kişi Albastı'yı hatun edinmediğinden, O da kıskançlıktan köpürüp onların hatunlarını ve çocuklarını öldürerek hıncını alıyordu. Börü Kam için alarm zilleri çalmştı. Kök Dağ'da duasını ederken her yer kızıla çalmış, Börü Kam Ulduz'una Albastının geldiğini anlamıştı. Onları kurtarmak içinse artık çok geçti... Aykan Hatun ise kara bir düş görmüştü. Sırma saçlı bir kadınla kurt postu bir kam ona seslenmekteydi. Koştuğu ormanın içinde bir uçurumun ucunda onları gördü. Ardından da bakır tırnaklarını karnına geçiren onu! Gebelikten olduğunu söyledi ona eşi Karahan ve dostu İlbike, inanmadılar, anlamadılar. Taa ki İlbike'ye olanlar olunca vardı babası otacı Sagun'un yanına. İşte o zaman Sagun, kızının o olduğunu anlamıştı... Bozkırın ortasında doğmamış bir çocuğun peşine düşen Albastı ve kadınları onun gazabından kurtaracak bir kam. @hasanerimez kalemi okutuyor vallahi bir solukta. Öyle bir anlatım ki, karanlık efsaneler,korku ve mitolojik doğaüstü varlıklar sarıyor etrafımızı. #uğursuzrivayetlerserisi müthiş başladı. Ben devamına kaçıyorum, sizlere de #öneri mi bırakıyorum. Keyifle. . .
Uğursuz Rivayetler (10 Kitap Takım)Kolektif · Ötüken Neşriyat · 20264 okunma
Tanpınar üzerine bir incelem
Puan vermedi·656 syf.·
2026 45. kitabı
Eser harikulade bir altyapıya sahip. Anlatacağı döneme giriş mahiyetinde vermiş olduğu bilgiler özet olmasıyla beraber harikulade ehemmiyet taşımaktadır. Bu da yazarın ilgili dönemlere ve konulara vukufiyetini göstermesi açısından ehemmiyet arz etmektedir. Ayrıca eser ilgili dönemin siyasi şartlarını anlamak ve elitist tabakanın siyasi yaklaşımlarını öğrenmek ve incelemek içinde ayrı bir kıymeti harbiyesi vardır. Eser hakkında değinilmesi gereken bir başka konu ise edebiyat tarihi olmasıyla beraber bilim tarihi niteliği taşımasıdır. Bu yönüyle eser bilim tarihçilerinin izleyeceği metodoloji açıdan öneri sunar. Bu noktada Tanpınar her zamanki takdiri şayan eleştirilerine yer vermiştir. Bu bağlamda Tanpınar, tam bir metodoloji müessisi de denilebilir. Bu açıklamalarla beraber merak ettiğim konu: Tanpınar İslam dünyasında roman vb edebi türlerin gelişmemesini İslam dünyasındaki tenkit istidadının olmamasına bağlamaktadır. Acaba gerçekten bu sebepten mi bu şekilde olmuştur. Yoksa bu kabiliyetten başka altında yatan temel saik var mıdır? Varsa bu nedir? On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi Ahmet Hamdi Tanpınar
Edebiyat
On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı TarihiAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 2012902 okunma
10/10
·12 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
Merhabaaalar dostlarım Bugün size çocukların severek okuyup, eğleneceği bir öneri ile geldim - Oğluşum severek oynuyor.. resimleri çok ilgi çekici.. günümüzün çoğu zamanını bu kitaplara harcıyoruz çünkü başından kalkmak istemiyor.. - Herkese tavsiye ederiz #keşfet #reklamdegil
Kitap Alıntısı
Gözümü Açtım! Burada Kim Yaşar?Kolektif · Parlayan Yıldız · 202610 okunma
Rousseau Eserleri Üzerine İnceleme
10/10
·224 syf.·
2026 48. kitabı
Rousseau’ya göre insan doğal zeminde daha gerçek bir insandı. Yaşamı akıl yürütmeye değil, saf içgüdülere dayanıyordu. Kültür ve medeniyet henüz insanı bozmamıştı.Thomas Hobbes insanın özünde bencil, hırslı ve savaşçı olduğunu savunur. John Locke da insanı mülkiyet odaklı görür. Rousseau iki düşünüre de karşı çıkar. Doğal insanda iyi, kötü, hırslı, açgözlü ya da tokgözlü gibi kavramlar yoktur. Çünkü ahlak ve mülkiyet gibi kavramlar ancak toplum oluştuktan sonra icat edilmiştir. Doğal insan ahlak öncesi (amoral) bir dönemde yaşar. İlk toplumsal topluluk aile örneğidir. Ailede anne ve babanın çocuk üzerinde geçici bir otoritesi vardır. Hobbes ve Locke modern devlet otoritesinin bu aile içi otoriteden doğduğunu iddia eder. Rousseau buna katılmaz. Ailedeki otorite sevgiye ve çocuğun korunma ihtiyacına dayalıdır; devlet otoritesi ise bu mantıkla topluma aynen taşınamaz. İnsanlar başlangıçta geniş coğrafyalarda birbirini görmeden yaşıyordu. Zamanla nüfus arttı ve coğrafi koşullar (örneğin küçük bir adada sıkışma) insanları yakınlaştırdı. Bu durum kaçınılmaz anlık karşılaşmaları doğurdu. İlk anlık karşılaşmalarda korku, şaşkınlık veya istek belirten tek heceli kelimeler (seslenmeler/ünlemler) oluştu. İnsanlar bir arada daha fazla vakit geçirdikçe, nesneleri ve durumları tanımlamak için çok heceli kelimeler ürettiler. Böylece toplumsal iletişimin aracı olan dil doğdu. Doğal durumdaki insanı iki temel güdü yönetiyordu: Birincisi kendini koruma içgüdüsü (Amour de Soi), ikincisi ise kendi türünün acı çekmesini istememe yani merhamet duygusudur. Beraber yaşamak toplum yapısının temelini attı ve insan "özsaygı" (Amour-Propre ) kazandı. Özsaygı, bireyin artık kendi gözüyle değil, karşısındakinin onun hakkındaki yargılarına göre yaşamaya başlamasıdır. Kıyaslama, kıskançlık ve kibir
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin KaynağıJean-Jacques Rousseau · Say Yayınları · 20201,829 okunma