Melda tedirgin adımlarla cam kenarındaki masaya yaklaştı. Kül tablasının yanındaki kırmızı karanfili görünce adamın İhsan olduğundan emin oldu. Öyle güzel bir andı ki, hafızasının köşesini kıvırdı.
"İhsan?" dedi. Kahvaltıyı hazırladıktan sonra okula gitmesi için çocuğunu uyandıran bir anne gibiydi sesi. Uyandırmaya kıyamam ile çocuğum okusun, büyük adam olsun arası, kırılgan.
Kitap, hakkında çok bir bilgim olmamasına karşın büyük bir merakla aldığım ve sayfalarına hemen dalmak istediğim bir romandı okumaya başlamadan önce. Fakat okudukça aslında kulaktan dolma bilgilerimin ne kadar yersiz olduğunu fark ettim. Bence duygu-durum tahlili açısından gerçekten başyapıt denilecek bir eser. Hikayenin içine daldıkça duygu geçişleri de derinleşiyor. Çoğu yerde kızarken bazı yerde üzülüyorsunuz ve aslında kitaba ön yargısız yaklaşınca ne anlatmak istediğini anlıyorsunuz. Bence davranışlara yönelmekten ziyade ön yargıdan âzâde bir şekilde okunursa asıl tadın o zaman alınacağını düşünüyorum. Orhan PAMUK, soyut ve hiç var olmayan bir karakteri sanki varmış da bizzat ahbaplık ediyormuş gibi yazması da ayrı ustalık işi. Şunu da belirtmek isterim ki son sayfalara yaklaşınca okuduklarıyla hüzünleniyor insan. Orhan PAMUK, kitabın son sözünde diyor ya, "Ben de bir Kemal'im. O çevresinden aşkı için uzaklaştı, bense siyaset ve edebiyat uğruna."