Sezgiler, sinemanın diliyle konuşur. Bir adam ve bir kadın odada konuşuyorlardır. Pencere açıktır. Konuşmanın bir yerinde pencereden, çok uzakta bir buharlı trenin geçmekte olduğunu görürsün. O tren oradan boş yere geçmez. Sinemadaki, tüm detaylar yönetmenin seçimidir. Yönetmen o buharlı trenle sana bir şey anlatmak istiyordur. İyi sinema izleyicisi filmi izlemez, okur. Bilge, sahnede konuşulanlarla, geri plandaki o tren arasındaki ilişkiyi kurabilen kişidir.
BEN
Benim yaşamımın arka planından da her gün pek çok tren geçiyor anlaşılan.
DONA
Yaşamın arka planında olan bitenden haberdar olarak nefes alip vermeye biz burada, “yaşama sanatı" adını veriyoruz.
BEN
O zaman bana sinema filmi nasıl izlenir onu anlat.
DONA
Ananeni hatırla... Yaşının bir sonucu olarak o, filmleri değil sahneleri izliyor. Gerçekte film, hapsolduğun sahnelerin toplamından daha uzundur. Üçüncü gözünle senaryonun nereden geldiğini ve nereye gitmekte olduğunu anlayabilirsin. Yeter ki, filmin bir senaryosu olduğunu kabul et. Pek çok Insan, filmlerin sahnelerden oluştuğunu düşünür. Oysa bir senaryo vardır. Filmin senaryosu, senin kaderindir. Sezgiler, sahneleri değil kaderi izlemek isteyenler içindir. Gözyaşlarıyla dolu bir sahnenin aslında filmin güzel sonunun hazırlayıcısı olduğunu ancak onlar görebilir.
BEN
Bunlar çok güzel. Yalnız daha somut şeylere ihtiyacım var. O trenin oradan neden geçtiğini nasıl anlarım?
DONA
Kaderinin akış yönü, etrafa işaretler bırakır. Karar veremediğin, ne yapman gerektiğini bilemediğin anlarda alnındaki gözüne yoğunlaşabilirsin. Sezgi lambanı yaktığında, alnında bir ultraviyole Işığı parlamaya başlayacaktır. Mukadderatın beyaz renkli işaretleri, ultraviyole işığı yandığında mor renk almaya başlar. İşte bu sezinlemektir.
BEN
Ne gibi işaretler