Bilinçaltımda ne vardı bilmiyorum denizde bir keyif yapamadım
Çok acaip bir rüya gördüm dgdhdd ayyy rüyamda san Jose beach taraflarında deniz kıyısına aşağı hızla ilerlerken ama başta şehir hayatı oradan aşağı denize sonra köpek kabilesi hır hır bakış atıyor ben bir şekil denize iniyorum ama exe bir saydiririyorum senin buldugun yerin ben ta diye ama o yok ben tek gelmişim.Denize zor bela indim sağda solda birkaç kişi var fln diyorum deniz kabuğu bile farklı ayağıma dolandı ısırır gibi vay böyle yerin fln.Sonra diyorum ki sen nereye geldin bir telefon aç foto çek konum fln at.Yok telefon kamerası bir açılmıyor şarjım da yüzde yirmi köpekler aşağı ağırdan salınıyor denize koşuyorum telefonu kuma saplayip bir git bir gel köpekler de cins dua okuyorum o bildiğim korunma duası sakin mal gibi oturuyorlar.Yavastan geri adimliyorum ama foto çekmeden gidesim de yok.Sonra arkaya yavaş yavaş yürüyüp köpeklerden uzaklaştım arkadan sarışın şapkalı biri hevesle denize geldi onu görünce bir anda alman rolüne girdim şarjım bitti fln diyorum bana bakıyorlar garip garip.Siyahi bir adam da köpekler var diyor kendini bir yere atmak istiyor ileride insan kalabalığı var köpekler diyorum birine birşey mi yaptı acaba yavaştan oraya yürüyorum.Yok neyse tekrar telefonda kamera açıyorum ama deniz kenarı değil etraf çamlık gibi duruyor ileri gitsem köpekli bir konum atıp bakın neredeyim diyemiyorum şarj da zaten yüzde yirmi dgdhdhdgdh lan yirminin bir anlami mi var duam da şuydu defalarca tekrar ettim yarattığı şeylerin şerrinden Allah'ın tastamam kelimelerine sığınırım.Sonra biraz arapça okudum.En çok Türkçe dgdhdh ay çok değişikti.Hayatimda görmediğim denizi rüyamda gördüm şaka gibi dgdhd şimdi de fotoya baktım lan evet orası evet köpekler eksik ama.
Kader Allah'tan mıdır, İnsandan mı?
Bir gün Hz. Süleyman’ın sarayına bir adam dehşet içinde koşarak gelir. Soluk soluğadır ve korkudan titremektedir. Hz. Süleyman ona ne olduğunu sorduğunda adam, "Azrail bana öyle öfkeli ve sert baktı ki canımı alacak sandım, ne olur beni kurtar" der. Kuşların ve rüzgarın dilini bilen, onlara hükmeden Hz. Süleyman’dan kendisini rüzgar aracılığıyla dünyanın öbür ucu olan Hindistan'a göndermesini ister. Hz. Süleyman adamın bu isteğini kabul eder ve rüzgara emrederek adamı anında Hindistan’a ulaştırır. ​Daha sonra Hz. Süleyman, ölüm meleği Azrail ile karşılaştığında ona sorar: "Neden o zavallı adama öyle öfkeli ve tehditkar baktın, adamı korkuttun?" ​Azrail (a.s.) ise hayretler içinde şöyle cevap verir: ​"Ey Süleyman! Ben ona öfkeyle bakmadım, sadece şaşkınlıkla baktım. Çünkü Allah bana o adamın canını aynı günün akşamında Hindistan'da almamı emretmişti. Ama adamı senin yanında, Kudüs'te görünce kendi kendime, 'Bu adamın birkaç saat içinde Hindistan'a gitmesi imkansız, bu nasıl olacak?' diye şaşırarak yüzüne bakmıştım. Sonra Hindistan'a gittiğimde onu orada hazır beklerken buldum ve görevimi yerine getirdim."
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sosyal Çürüme
Bende bu konu hakkında biraz konuşmak istiyordum, başka birinin yazdığını görünce bende deyinmek istedim. Son yıllarda toplumda beni en çok düşündüren şeylerden biri insanların birbirine karşı giderek daha duyarsız hâle gelmesi. Bir zamanlar insanların üzülerek karşıladığı birçok olay artık birkaç dakika konuşulup unutuluyor. Kötü haberler o kadar sık karşımıza çıkıyor ki bazen gerçekten üzülmeye bile fırsat bulamadan bir sonraki gündeme geçiyoruz. Sosyal çürüme denildiğinde çoğu kişi ekonomik veya siyasi sorunları düşünüyor. Oysa bence asıl mesele insanların birbirini anlamaya çalışmaktan vazgeçmesi. Farklı düşünen birini dinlemek yerine hemen yargılamak, bir hata yapanı düzeltmeye çalışmak yerine onu aşağılamak ve tartışmaları hakaret yarışına dönüştürmek günlük hayatın parçası hâline gelmiş durumda. Bunu özellikle internette görmek mümkün. İnsanlar yüz yüze söylemeye cesaret edemeyecekleri sözleri ekranın arkasından rahatlıkla yazabiliyor. Bir başkasının üzüntüsü bazen eğlenceye dönüştürülebiliyor. Olayların insani yönünden çok kimin haklı çıktığıyla ilgileniliyor. Bir diğer dikkat çekici konu ise sabırsızlık. Her şeyin anında olmasını istiyoruz. Bilgiyi araştırmak yerine kısa cevaplar arıyor, uzun emek gerektiren başarıları değil bir gecede ünlü olan insanları konuşuyoruz. Bu durum yalnızca bireyleri değil, toplumun genel bakış açısını da etkiliyor. Elbette toplum sadece olumsuzluklardan ibaret değil. Hâlâ yardımlaşan, fedakârlık yapan ve başkalarının hayatına dokunmaya çalışan insanlar var. Ancak bu değerlerin korunabilmesi için onları sıradan değil, önemli şeyler olarak görmeye devam etmemiz gerekiyor. Belki de sosyal çürüme, insanların. kötüleşmesinden çok iyi olan şeylere karşı ilgisini kaybetmesidir. Çünkü bir toplum iyiliği, saygıyı ve vicdanı yeterince
Duygu ve Düşünce
Gönderi kullanım dışı
BABALAR GÜNÜ VE İÇ DÖKME..
Son söyleyeceğimi başta söyleyeyip öyle yazıya geçmek istiyorum. Babam olmak üzere şehit/gazi babalarının ve evladını kaybeden tüm babaların gününü kutlarım. Başlıkta da yazdığım gibi aslında kutlama yazısından çok kendimle ilgili iç dökme olacak. Dün yanımda babam vardı. İkimize ekmek arası hazırlamak için bir şeyler kesiyordum. Hızlı hızlı domates doğuruyordum, bıçak elimden kaydı ve gümmm parmağıma girdi. Kestiklerimin arasında parmağımda vardı. Anlayacağınız her türlü elimin lezzeti eklendi..:) Bu kesiği şöyle tarif edeyim o bıçağın soğukluğunu kesilen etimin içinde hissettim öylesine kesmiştim. Babam normalde mesafeli bir kişi. Beni canhıraş halde görünce hafif panik halde Nolduuu demeye başladı, sonra kesiğimi sardı. Bütün bunlar olup bitinceye dek, akan kanımın rengiyle domates daha da karardı, tıpkı hayallerim gibi.. Evet bugün babalar günü.. Ben baba olmak için amiyane deyimle yanıp tutuşan biriyim. Ortaokul da Türkçe öğretmenim vardı Tülay öğretmen. Kadın bana ortaokul dönemimden tutun, okul bittikten sonra yolda ne zaman karşılaşsak şu sözü söylerdi; Oğlum, sen ileride çok iyi bir koca, çok iyi bir baba ve yapmak istersen de çok iyi bir öğretmen olursun demişti. Öğretmenim, ben bir dönem öğretmenlik yaptım ama söylediğiniz sıfatlardan iki tanesi eksik kaldı. Söylediğiniz sıfatlara, söylediğiniz kadar yaraşır mıyım onu da bilmiyorum be öğretmenim. Her babalar gününde acaba ben ne zaman baba olacağım diye düşünürdüm fakat bu sabah farklı bir şey düşündüm. Ne zaman baba olacağımdan çok ne zaman babalık duygusunu bana tattırma da yardımcı olacak bir kadına güveneceğim, ne zaman ona kendimi bana zarar vermeyeceğini, ruhumda tahribat bırakmayıp, benim güvenimi iyi niyetimi suistimal etmeyeceğini ve ihanet etmeyeceğini bileceğim biri olacak diye düşündüm. Bu
Duygu ve Düşünce
"Aşk bir bakakalma hâlidir. Sonsuz bir şaşkınlık hâli... Soğuk bir aralık sabahında, uyanır uyanmaz üzerinde ince pijamalarınla bahçeye çıkıp üşümenin ötesinde bir titreme hâlidir. Aşk, bütün gün oyun oynayıp öğle uykusu için annenizin sizi serin bir odada, yün yorganın altına sokup alnınıza bir öpücük kondurmasının ardından, odadan çıkar çıkmaz ve kapıyı kapatır kapatmaz, uyku ile karışmış bir uyanıklık hâlidir. Aşk, insanın fabrika ayarıdır. Odanın serinliği, yorganın yoğunlaşmakta olan sıcaklığına yerini bırakırken farkına vardığın bedenindeki huzur, kalbindeki güven hâlidir. Aşk, onun sesi, onun kokusu, onun varlığı, senin bunları yaşamaktan duyduğun ayrıcalık hâlidir. Aşk, maddenin koklaşma hâlidir." ✨️ "Hangi inanç sistemi ayıracaktı onu bu pisliğin ayak yolundan? Etrafında birçok safsatacı, onurlu bir yaşamdan bahsederken, görünen o ki kendi tahlillerini pek de iyi yapamıyorlardı. Devlet arazilerini satın alıp, imara açılması için avanta dağıtıp, elli yüz katı rant kazananlarla mücadele etmişti mesleğinin ilk yıllarında. Hatta o kadar komik paralara kamu arazilerini, halkın malını yağmalanlarla yüz göz olmuştu ki her geçen gün içi hınçla dolmuştu. Fabrikatör bozması, mafya olamayacak kadar korkak, basiretsiz bir yüzdecinin yaptığı usulsüzlükleri deşifre etmek için gecesini gündüzüne katmıştı ki iş yüksek mevkilere kadar gitmişti. Muhatap olduğu kişilerin elinin kolunun nasıl bağlandığını görünce, içinde bulunduğu durumun acziyetini hemen kavramıştı. Bir yol seçmeliydi ya öğrencilik yılları gibi direnecekti ya da zalimin zulmüne susup, kendi yoluna devam edecekti."
Sevgi dili 32..
— Bana neden bu kadar değer veriyorsun? Çünkü insanlar birbirlerini sadece sevdikleri için değil, kendilerini nasıl hissettirdikleri için de hayatlarında tutarlar. Senin yanında kendimi anlatmak zorunda kalmıyorum mesela. Her cümlemi açıklamaya çalışmıyorum. Her duygumu savunmuyorum. Bazı insanlar vardır; yanlarına gidince yorulursun. Bazıları vardır; yanlarından ayrılınca. Sen ikinci gruptansın. — Ama ben kusurluyum. Kim değil ki? Hem insanı özel yapan kusursuzluğu değil, kendine ait yaralarıdır biraz da. Bir gün yüzündeki gülümsemeyi, bir gün gözlerindeki hüznü, bir gün kimsenin görmediği yorgunluğu seviyorsun. Sevgi, bir insanın en güzel taraflarına hayran olmak değil sadece; en kırık yerlerini görünce de gitmemektir.
Duygular