9/10
·464 syf.··
2026 62. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 22:21
Kutsal Alazgir, kız kardeşi olarak gördüğü arkadaşının ölümünün ardından, ölümüne neden olan adamın peşine düşmüş ve kendini Rusya'da bulmuştur. Amacı adamın o gece gideceği bara sızmak ve arkadaşının polis olan babasına adamla ilgili bilgiler vermektir. Ancak adamın birini öldürdüğüne dair video çekerken adama yakalanmıştır. Kutsal, adamdan kaçıp kaldığı otele gitmeyi başarmıştır. Ancak kaldığı otelde adama aittir. Ve adamla otelden çıkarken magazinciler fotoğraflarını çekmiş ve kısa süre içerisinde nişanlı olmalarıyla gündem olmayı başarmışlardır. Araz Vladimirov, Bratva Pakhan'ı olmasının yanı sıra Rusya'nın tamamıda onun ellerindedir. Ve ansızın hayatına girip ortalığı karıştıran kadının asıl amacını öğrenmek için onu misafir etmeye karar vermiştir. Ancak babası magazinden onun nişanlandığı haberini görünce kendisini devam ettirmesi gerektiği bir nişanlılık oyunu içinde bulmuştur. Kutsal, intikam için girdiği yolda Araz'ın farklı taraflarını görmeye ve kendisini yavaş yavaş onun etkisi altında bulmaya başlarken, Araz hayatına bomba gibi düşen kadının gerçek amacını bilmese de ona çekilmeye, güvenmek için nedenler aramaya başlayacaktır. Yazarın daha önce kalemiyle tanışmıştım ama bu kitap en bi sevdiklerimden oldu.Karanlık romantizm ve mafya temasını sonuna kadar bana verdi.Kutsal, sevgisiz büyümüş, aile arayışında olan ve zayıf noktalarından vurunca kolayca manipüle edilen bir karakterdi.Ancak zekası sayesinde içinde olduğu durumu ve olayların gerçek yüzünü anlamaya başladı.Araz ise herkese canavar tarafını gösterirken Kutsal'a karşı ayrı bir zaaf besliyordu.Hatta ona inanmak ve güvenmek için bir çok kere onu denedi.Kutsal başta hatalar yapmaya müsait olsa da Araz'a zarar vermekten kaçınan da aslında kendisiydi.Kutsal'ın geçmişi ve yaşamak zorunda olduğu hayat
Harzemşah 1: Moroz YasasıAsena Nişikli · Pukka Yayınları · 202619 okunma
EN BÜYÜK MERHAMETSİZLİK, KENDİMİZE YAPTIĞIMIZ!
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 17:20
Bir insanın kendini tüketmesi için gerçekten çok büyük acılar mı yaşaması gerekir? Yoksa her gün biraz daha yorulmak, herkese yetişmeye çalışmak, kimseyi kırmamak için kendinden vermek, sürekli daha iyisini yapmak zorundaymış gibi hissetmek de insanı fark ettirmeden tüketmeye yeter mi? Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım. Bugün Beyhan Budak ’ın yeni kitabı Kendini Tüketmeden Yaşa ’yı kendimce inceleyeceğim. Hazırsanız başlayalım… Öncelikle Beyhan Hoca ön sözde kitabın nasıl ortaya çıktığından bahsetmiş, ben de bunu sizlerle paylaşmak istiyorum: Beyhan Budak kendini kötü hissettiği dönemlerde kendisine sık sık şu soruyu soruyormuş: “Eğer şu an kendime terapiye geliyor olsaydım, kendime ne söylerdim?” Sonra da böyle zamanlarda kendisine iyi gelen düşünceleri, fark ettiği şeyleri, hayat tecrübelerini bir yerlere not almaya başlamış. Bu düşünceleri yıllar boyunca seminerlerinde, videolarında insanlarla paylaşmış ve insanların bunlardan faydalandığını görünce de bir gün kitaplaştırmayı hayal etmiş. Şu an incelemesini yaptığım kitap da aslında bu hayalin ürünü. Belki de bu yüzden kitap boyunca kendimi akademik bir psikoloji kitabı okuyor gibi değil de yıllardır insanı gözlemleyen, mesleğini severek yapan ve en önemlisi anlattığı şeyleri gerçek hayatın içinden süzen biriyle sohbet ediyormuş gibi hissettim; ki zaten Beyhan Hoca’nın en sevdiğim taraflarından biri bu… Günümüzde kişisel gelişim ve psikoloji alanında içerik üreten o kadar çok insan var ki… Bir kısmı insanı birkaç dakikalığına iyi hissettiren ama hayatın içinde hiçbir karşılığı olmayan cümleler kuruyor. Dinlerken güzel geliyor, paylaşırken havalı duruyor ama iş gerçek hayatla yüzleşmeye gelince elde koca bir hiç kalıyor. Beyhan Hoca’yı yıllardır takip eden biri olarak onu farklı kılan şeyin tam da burada olduğunu
Edebiyat
Kendini Tüketmeden YaşaBeyhan Budak · Kronik Kitap · 202634 okunma
Reklam
...Sonra bir daha göremedim onu.
9/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
152 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 19:43
...Sonra bir daha göremedim onu. Onun ilk aldığım kitabı "İçinizdeki Öküze Oha Deyin!" adlı eseri olmuştu. O vakitler kitabı alıp okumamış olabilirim. Nedense yıllar sonra bir reels videosunda 14 yıl sonra bir kitap yazdığını görünce hatırladım Bülent Akyürek'i. Hemen kitabı inceledim ve kapitalist sisteme karşı bir manifesto romanı olduğunu hissedip sipariş ettim. Kitaba başladım belli bir yere geldim ve nedense kaldı öyle. Kitaplığımda (Ki evin koltuk bazasının içine doldurulmuş vaziyette...) bir kitaba bakarken "İçinizdeki Öküze Oha Deyin!" kitabı geçti elime ve önce onu okudum. Kitabı okuduğum sıralarda yeni röportajlarını izlerken kenarda çıkan önerilerle eski bazı eski videolarını izlemeye de başladım. Bir gün bir videonun yorumlarına göz atarken "Allah rahmet eylesin" mesajını görünce şok oldum. İçime bir şey oturdu neden bilmiyorum ama çok üzüldüm. Keşke ölmeden bir defa sohbet etme imkanım olsaydı dedim. Geriye Doğru İleri kitabını okudum ve ardından Satılık Adam'ı. Herkesin her şeyi ölümüne istediği, elde etmek için canına dişini taktığı bu dünyayı elinin tersiyle itmekten bahseden bu adamı çoğu kişi elbette anlayamaz. Bence o hastalıklarla geçen ömründe farklı bir frekansa girmeyi başarmış ve sonsuz olanın peşine düşmüş ender şahsiyetlerden biriydi. Satılık Adam kitabı bir roman evet ama daha çok insana kendini sorgulatan bir monolog gibi. Bu kadar uzun olmayabilirdi belki daha konsantre hale getirilebilirdi kitap ama hastalıklarla boğuşan yazarın 14 yılda yazdığı bu metinleri belki de son bir kez elden geçirme fırsatı bile olamamış olabilir. Ama her halükarda okunası ve içinden mutlaka pay çıkarılması gereken güzel bir roman. Kendi deyimiyle, belki de bir dünya klasiği olur kim bilir? Romanın sonlarına doğru "Bir insanın değerinin anlaşılması için en
Edebiyat
Satılık AdamBülent Akyürek · Ketebe Yayınları · 2025152 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 70. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:52
Windsor Ailesi serisinin üçüncü kitabı Zorunlu Bağlılık yorumumla geldim. Seriyi çok seviyorum, her kitabı birbirinden güzel. Büyükannelerinin belirlediği kişilerle evlenmek zorunda olan Windsor erkeklerinin aşkı bulma hikayeleri çok keyifli. ​Zorunlu Bağlılık, önceki kitaplardan tanıdığımız Dion ve Faye'in hikayesini anlatıyor. Dion'un büyükannesinin isteği üzerine uzun zamandır nişanlılar ancak ikisi de birbirlerinden emin değil. Dion, başlangıçta Faye ile hiçbir şey paylaşmak istemiyor; fakat onu başka bir adamla görünce aralarındaki ilişkiyi yeniden değerlendirmeye karar veriyor. ​Faye ve Dion, aslında annelerinin isteği üzerine çocukluklarından beri nişanlıdır. Annelerinin bir kazada vefat etmesinin ardından bu vasiyet, büyükanneleri tarafından devralınır. Faye, Windsorlar gibi varlıklı bir aileye mensup değildir ve sorunlu bir ev hayatı vardır. Konser piyanisti olan Faye'in tüm hayatı, bir Windsor ve Dion'un karısı olmak üzerine kurulmuştur. Dion ise başından beri ilgisizliğini açıkça belli etmiş ve hep uzak durmuştur. Ancak Faye, ani bir kararla hayatına başka bir yön vermeyi seçtiğinde, Dion beklenmedik bir şekilde ortaya çıkar. Düğünden birkaç ay önce Faye'i başka bir adamla görmek, Dion'u onunla ilgili seçimleri hakkında ciddi bir şekilde düşünmeye sevk eder. ​Böylece Dion ve Faye, ilişkilerine gerçek bir şans vermeye karar verirler. Düğünlerinden önce birbirlerini anlamaya çalışarak daha fazla zaman geçirirler ve Dion, Faye'in kabuğundan çıkmasına yardımcı olur. ​Dion ve Faye arasındaki ilişkinin gelişimini çok sevdim. Birbirlerine yavaş yavaş alışmaları ve birlikte bir hayat kurmayı düşünmeleri çok tatlıydı. Bence aralarındaki romantizm, duygusal yoğunlukla ve tutkuyla harika dengelenmiş. Karakterlerin gelişimini, bu aşkın işlenişini ve yan karakterlerin
Zorunlu BağlılıkCatharina Maura · Olimpos Yayınları · 202579 okunma
Puan vermedi
Momo, Eski bir fahişenin oğludur. Annesi ve babası onu yıllar önce başka fahişelerin de çocuklarına bakmak için bir nevi çocuk evi işleten Madam Rosa ya vermişlerdir. Romanımız esasen bu Momo nun büyüme ve Madam Rosa nın yaşlanma süreçlerine paralel olarak 2 karakter üzerinden ilerliyor ve belirli bir konusu yok. Göçmen , azınlık yahut fahişe çocukları olmalarından dolayı sadece maddi değil birçok manevi duygudan yoksun olarak büyümeye çalışan çocukların hayatlarına sokuyor bizi yazar. Özellikle Momo, diğer arkadaşlarından farklıdır, fazla hassas fazla duyarlıdır. Algıları o kadar açıktır ki romanın uzun bir kısmında Momo nun 10 yaşında olduğu bilgisi verilmesine rağmen buna okur olarak inanmamız zor geliyor. Bu anlamda tam bir yeraltı edebiyatı. yeraltı edebiyatından beklediğimiz, yeraltı edebiyatın bize verdiği o karamsar, o rahatsız edici hayat bu kez on yaşında bir çocuğun cümleleriyle bizi aktarılıyor. Aslında çok sert detaylara tanık Olmamıza rağmen, Momo'nun cümleleri bizim adeta içimize işliyor. Momo'nun içinde o kadar çok sevgi o kadar çok duygu var ki, o duyguları birine aktarmak için kimseyi bulamıyor. sokaktan bir köpek Buluyor ve tüm ilgisini tüm sevgisini bu köpeğe gösterebiliyor ancak. Sevgisi o kadar sahicidir ki köpeğine daha iyi bakacak birine bulduğu zaman, hiç tereddüt etmeden köpeğine ona veriyor, veriyor diyorum çünkü Momo köpeği alan kişinin verdiği parayı çöpe atacaktır. fahişelik, ve fahişe kavramı, Roman içinde "kendilerini kıçlarıyla savunan insanlar" olarak tanımlıyor, daha doğrusu bu Momo'nun tanımı. Hatta Momo fahişeleri En iyi anneler olarak görür, çünkü onlar çalışma aralarında, kısıtlı zamanlarda sadece çocuklarına ilgi gösterip ve onlarla vakit geçirmeye çalışırlar. Zor bir hayattan kendine Şemsiyesini giydirerek ondan arkadaş
Onca Yoksulluk VarkenRomain Gary (Emile Ajar) · Agora Kitaplığı · 20095,8bin okunma
8/10
·301 syf.··
2025 14. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2025 19:27
ŞEHADET İNCİLERİ - PEYGAMBER ÇİÇEKLERİ HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN ( RADIYALLAHUANH ​MUSTAFA NECATİ BURSALI ÖNSÖZ Bütün âlemleri yoktan var eden, varlığından bizleri haberdar eden, kullarından mü’minlerin kalp gözlerini açan, marifetinin nûru ile onları Rıza-i Bârisine erdiren Allah’a hamd ederim... Salât ve selâm, tek katresinin hacminde bin umman çalkalanan ve tek zerresinin menşurunda bin kâinat yüzen Kevser Havuzunun sahibi Allah’ın Sevgilisi, İki Cihanın Efendisi Cenâb-ı Ahmed’e ve O’nun Âl-i Ashabına olsun... Bu küçük eserimde cennet çiçeklerinden ıtırlar koklatmak en büyük dileğimdir. Bizzat Sonsuzluk Nebisinin: هُمَا رَيْحَانَتَيَّ مِنَ الدُّنْيَا “Onlar (Hasan ve Hüseyin), dünyada ikigülümdür.” Buyurduğu Peygamber güllerini koklamak ne devlettir. Onları gönül coşkunluğu içinde sevmek mü’minlerin saadet baharıdır. Allah’ın Resûlü, o solmaz çiçekleri tertemiz kucağında taşımış, mukaddes omuzlarına alıp gezdirmiş, kâh gönül coşkunluğu ile yanaklarından öpmüş, kâh altın saçlarını tel tel okşamış, kâh mübarek elleriyle küçücük ağızlarına lokmalar vermiş, kâh dizine çıkarıp hoplatmıştır. HZ. HASAN (R.A.) VE HZ. HÜSEYİN (R.A.) SÜT ANNE Hazret-i Hasan doğunca, Nebiyy-i Muhterem, amcası Abbas hazretlerinin zevcesi Ümmü Fadl'ın evine gitti. Ümmü Fadl, Kâinatın Efendisini heyecan içinde görünce sordu: “Ey Allah’ın Resûlü! Telaşınızın sebebi nedir?” “Hayırdır inşaallah. Fâtıma’nın bir oğlu doğdu. Sen, ona da Kusem’in sütü ile emzir!” “Peki, ey Allah’ın Resûlü!” Ve bir müddet Hazret-i Hasan’ı, Ümmü Fadl emzirdi... Peygamber çiçeği Hazret-i Hasan (radıyallahü anh) güler yüzlü, melek huylu, tatlı bakışlı, altın saçlı, gümüş bedenliydi. Allah'ın Sevgilisi onun hakkında, “Amcası Hazret-i Musa aleyhisselâmdan mirastır!” buyurmuşlardır. Esmâ binti Umeys der ki: “Hasan doğunca
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (Radiyallahu Anhüma)Mustafa Necati Bursalı · Çelik Yayınevi · 2016119 okunma
Reklam
Reklam