Onu görünce benim içimdeki yeşiller dört parmak uzardı.
Sayfa 174·Kitabı okudu
Alıntı
Hiçbir zaman hayatı böyle ele geçmez, böyle ulaşılmaz hain bir şey olarak bilmemişti.O, hayatını geldiği gibi yaşamıştı,sonra onu kendine uydurmak mecburiyeti çıkınca öğrenmeye, tanımaya başlamış, tanıdım dediği yerde yine bilinmez bularak sonunda onu anlaşılmaz bir bilmece,tamamen çaresizlikten oluşmuş acı bir bilmece olduğunu görünce dehşeti artmıştı.Şimdi, şimdi artık bu hayata karşı bir kin ve öfke hissediyor,bir şey yapamamak imkânıyla büyüyen bu kin,onu acı,zalim yapıyordu.Ne kadar aldanmış olduğunu;hayatını güzel ve mutlu bir hayat diye görmekten çok öyle devam edecek,öyle devam etmek için hiçbir sebep yok diye inandığı için ne kadar budalalık etmiş olduğunu;bir gün,sadece kalbinin yorulduğu,ruhunun usandığı için her şeyin değişip insanın yabancı bir yer,yabancı bir hayat içinde hatta o zamana kadar bile aldanarak yaşadığını kabule mecbur kaldığını görüyor,her şeyi şimdi anlıyordu.O hiç düşünmemiş,buna ihtimal vermemişti.Ruhu daima bir hâlde kalacak,kalbi ölünceye kadar öyle vuracak zannetmişken işte ona da o yaşın,o her şeyi en hakiki rengi ile görüp anlamak yaşının geldiğini görüyordu.Bir anlam,bir sebep veremediği sıkıntıların,hep alıştığı hayatın artık ruhuna yetemediği için ortaya çıktığını ve sonunda şimdi ruhunun kıymetli gıdasını bulduğu zaman,o hiçbir şeyi bilmeden düzenlenmiş ve kabul edilmiş hayatın bağlarıyla bağlanarak bu yeni mutluluğu reddedip uzaklaştırmaya mecbur olduğunu görmek kendisine acı geliyordu.Ah,hayatına tekrar başlamak mümkün olsaydı...
Sayfa 226 - Koridor Yayıncılık
Reklam
Sizinle yaşamaya başladım ve bir yıl geçti. Bir gün adamın biri gelip, bir yıl boyunca çatlayıp yırtılmadan giyebileceği bir çift çizme istedi. Ona bakınca arkasında bir arkadaşımı, ölüm meleğini gördüm. Benden başka hiç kimse bu meleği görmüyordu; bense hemen onu tanıdım ve zengin adamın gün batmadan öleceğini anlamıştım. Aklımdan şunlar geçti o anda: "Adam bir yılın hesabını yapıyor, oysa akşama kalmadan öleceğini bilmiyor." Ardından Tanrı'nın diğer kelamını hatırladım: "İnsana ne verilmemiştir öğren." İnsanda ne olduğunu öğrenmiştim. Artık insana ne verilmediğini de biliyordum. İnsana neye ihtiyacı olduğunu bilme yetisi verilmemişti. Sonra ikinci kez gülümsedim. Melek arkadaşımı gördüğüme ve Tanrı'nın bana ikinci kelamını da öğretmesine çok sevinmiştim çünkü. Yine de henüz hepsini öğrenememiştim. İnsanın neyle yaşadığını henüz bilmiyordum. Tanrı'nın bu üçüncü kelamını da günün birinde bana öğretmesini bekleyerek yaşamıma devam ettim. Böylece altı yıl geçtikten sonra deminki kadınla ikizleri geldi. Kızları hemen tanımıştım; nasıl hayatta kaldıklarını da öğrendim. Öğrenince de şunları düşündüm: "Çocukların yaşaması için anneleri bana yalvarmış, beni de ikna etmişti. Ana babaları olmadan yaşayamayacaklarını sanmıştım. Oysa başka bir kadın, çocukları besleyip büyütmüş. "Kadının başkasının çocuklarına acıyıp ağlamasını görünce, içinde yaşayan Tanrı'yı gördüm ve insan neyle yaşar anladım. Tanrı'nın son kelamını da öğretip beni artık affettiğini de anlamıştım; bu yüzden üçüncü kez gülümsedim.
Hangi inanç sistemi ayıracaktı onu bu pisliğin ayak yolundan? Etrafında birçok safsatacı, onurlu bir yaşamdan bahsederken, görünen o ki kendi tahlillerini pek de iyi yapamıyorlardı. Devlet arazilerini satın alıp, imara açılması için avanta dağıtıp, elli yüz katı rant kazananlarla mücadele etmişti mesleğinin ilk yıllarında. Hatta o kadar komik paralara kamu arazilerini, halkın malını yağmalanlarla yüz göz olmuştu ki her geçen gün içi hınçla dolmuştu. Fabrikatör bozması, mafya olamayacak kadar korkak, basiretsiz bir yüzdecinin yaptığı usulsüzlükleri deşifre etmek için gecesini gündüzüne katmıştı ki iş yüksek mevkilere kadar gitmişti. Muhatap olduğu kişilerin elinin kolunun nasıl bağlandığını görünce, içinde bulunduğu durumun acziyetini hemen kavramıştı. Bir yol seçmeliydi ya öğrencilik yılları gibi direnecekti ya da zalimin zulmüne susup, kendi yoluna devam edecekti.
Neyden bahsettiğini anlamadım önce çünkü unutmuşum. Onu görünce dizimin nasıl ağrıdığını, içimin nasıl ağrıdığını unutmuşum. İnsan sevdiğinin yanında her şeyi unutmuyorsa ya insan değil ya âşık değil.
Sayfa 106·Kitabı okudu
Edebiyat
Avrupa'dan kalkıp gelenlerin ne humustan ne de falafelden haberleri vardı ama yine bunları "otantik Yahudi mutfağı"nın yemekleri ilan etmişlerdi. Katamon'daki köşklerin "eski Yahudi evleri" olduğunu söylemişlerdi. O toprakta yaşayan, onu seven, ekip biçen atalarına ait tek bir fotoğrafları yahut da eski bir çizimleri yoktu. Yabancı ülkelerden gelip Filistin'in toprağını kazmışlar ve Kenanlılara, Romalılara ve Osmanlılara ait sıkkeler çıkartıp onları "kadim Yahudi kalıntıları" diye satmışlardı. Yafa'ya gelmiş, karpuz büyüklüğündeki portakalları görünce, "Duyduk duymadık demeyin! Yahudiler portakallarıyla bilinirler!" demişlerdi. Halbuki o portakallar, narenciye yetiştirmeyi sanat haline getirmiş Filistinli çiftçilerin yüzlerce yıllık emeğinin meyveleriydi.
Sayfa 326
Reklam
Reklam