Burası şeytanın evi...
Nasıl da acımasızca yüzümüze çat çat vuruyor Sayın Akyüz acı gerçekleri. bugün ilk 160 sayfasını okudum ve vaktim kalmadığı için yorum yapmaya ayırdım son 5 dakikamı. Aslında konu o kadar iyi ve akıcı ilerliyor ki (harf hatılarına dahi takılan ben) sadece kitabı bir an önce okuyup bitirmek için hızlı okuma tekniği ile okuyorum harika.
"Öte yandan erkek yazarların en kadını olan büyük romanı Henry James'in dediği gibi; bir romanın inandırıcılığı için ayıntıların, her şeyin, tek bin kişinin bakış açısının çevresinde toplanmasının uygun olacağı yolundaki görüşüne katılıyorum" der yezer ön sözünde.
Ben de şöyle ekliyorum o zama; Romanın diğer karakterlerinin hiç bir önemi yok mu? kitabı henüz okumadım farkedersiniz ki ön söz'den başladım alntılamaya ancak bu bana göre şu demektir: ana karakter ne diyorsa o. Bir nevi kanun koyucu, ilahi bakış açısıyla yazıyorum. Ben diyorum ve oluyor, diğerleri beni ilgilendirmez.
Güzel ve uzun bir yolculuk oldu. Kah sıkılarak, itekleyerek kah zamanın nasıl geçtiğini bilmeyerek. ama sonunda son sayfayı okuyup kapağı kapattığında yaşanan o tarifsiz his. Bu roman değelendirilecek bir roman değil çünkü bir başyapıt. Çoğu zaman yapay zeka ile tartışarak tüm karakterlerin içsel yolculuğuna çıktığım bir roman oldu. Prens sanki Livazeta'lardan çıkacak da bizim eve uğrayacak ve biraz sohbet edecekmişim gibi bir romandı. Başlarken yazdığımın aksine uzuuun uzuuun betimlemeler yok denecek kadar azdı ancak karakterlerin düşüncelerine girdiği zaman yazar biraz zorlanmadım dersem yalan olur. Sonuç itibari ile çok beğendiğim bir romandı. kesinlikle herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Dostoyevski'nin arksından biraz kendimi dinlendirmek ve biraz da kafamı dağıtmak amacıyla başlıyorum. daha önce İncir Kuşları'nı okuduğum Sayın Akyüz'ün bu kitabından da çok umutluyum.
Meyra