Kapağını kapattığında 40 sopa yemiş gibi hissediyorsun :)
Puan vermedi·519 syf.·
2026 8. kitabı
Ya bu kitap gerçekten başka bir mevzu... Hani bazı kitaplar vardır, eline alırsın "Ooo çok kalınmış, nasıl bitecek?" dersin ya bu da öyle başlıyor ama içine girdikçe o kalınlığın aslında bir "bilgi deposu" olduğunu anlıyorsun. Öyle boş lakırdı da yok, her cümlesi resmen konsantre. Sanki yazar binlerce sayfa okumuş, araştırmış, süzmüş ve "Bak kardeşim, işin özü bu" diyerek önümüze koymuş. Kitabın asıl derdi sana bir şeyleri zorla kabul ettirmek değil, seninle beraber o yolda yürümek. (Bence kitabı değerli kılan özelliği de budur.) Akışı öyle bir kurmuş ki, adım adım zihnindeki düğümleri çözüyor. "Peygamberlik dediğimiz şey sadece bir iddia mı, yoksa rasyonel bir gerçeklik mi?" sorusunun peşine düşüyor. Tarihten giriyor, felsefeden çıkıyor ama seni asla yolda bırakmıyor. Bence öyle "Hadi bir şeyler okuyayım da vakit geçsin" diyenler değil gerçekten zihni yorulanlar okumalı bu kitabı. ( Okurken zorlandım yalan yok) Kafasında bin tane soru işaretiyle gezen, "Ben buna neden inanıyorum?" ya da "İnanmıyorum ama neden?" diyen kim varsa mutlaka bakmalı. Sabırlı adam işi biraz, çünkü o yoğunluğu hazmetmek gerçekten ciddi bir emek istiyor. En samimi haliyle söylemem gerekirse bana bir "Eyvallah" dedirtti bu eser. Zihnimdeki o dağınık, her kafadan bir ses çıkan o gürültü sustu resmen. O kalın sayfaların hakkını veren o yoğun bilgi deposu diyebilirim. "Demek ki her şeyin bir mantığı, bir zemini varmış" diyorsun. Okurken yoruluyorsun, bazen durup duvara bakıyorsun ama bittiğinde o ağırlık zihninde müthiş bir hafiflemeye dönüşüyor. İşte böyleli bir kitap arkadaşlar Gerçekten emek verilmiş ve okuyandan da o emeği sonuna kadar isteyen, dürüst bir yolculuğa çıkaran bir kitap ️
1000Kitap
Peygamberliğin İspatıAltay Cem Meriç · İnsan Yayınları · 20251,716 okunma
5/10
·114 syf.··
2026 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 00:00
Selam, n'aber? Birkaç gün önce bu kitabı okudum ama üşendiğim için paylaşmadım (evet hâlâ Frankenstein bitmedi), kitap etkinliği olduğu için bunu araya sıkıştırıp 2 günde bitirdim (ooo kral sen 2 günde kitap bitirir miydin ya), kitabı böyle kısa sürede bitirmek benimle alakalı değildi, iki sebebi vardı, birincisi okumayı son ana bıraktım (tembellik, aaa benimle ilgiliymiş), ikincisi de kitap 12 punto yerine 36 puntoyla yazıldığı için toplasanız taşları patlatsanız max 70 sayfalık kitap. Şimdi yoruma geçebiliriz. Mustafa Kutlu'nun daha önce tek kitabını okudum, o da "Yoksulluk İçimizde"ydi. O dönem için beğenmiştim ama başka da kitabını okumamıştım, bir gün okurum başkalarını da diye düşünüyordum ama bu kitaptan sonra Mustafa Kutlu okumaktan bir ufak vazgeçtim diyebiliriz. Şimdiye kadar "Uzun Hikaye"den kitap diye bahsettiğim için bir yanlışı düzeltmiş olayım, bu bir kitap değil arkadaşlar, bu bir senaryo metni, hem de zorlarsanız eskiz biçiminde bile diyebilirsiniz. Kitapta en sevmediğim şey buydu, benim bu konudaki mantığım şöyle işliyor,senaryo odaklı bir metin yazılacaksa bu bence biraz daha okuyucuya belirtilmeli, ki bu kitap bilgilerinde kategori bilgisi olarak bile verilebilir,alan kişi de buna göre alıp beklentiye girmiş olur,yani bu insanlara yazdığınız şeyi öykü grubunda gösterip deneme okutmakla aynı şey aslında ve bunu pek sevemiyorum, tercih okuyucuya kalmalı. Sevemediğim başka nokta anlatım basitliğiydi,dalıp gideceğiniz max iki tane cümle vardı, ki onda da boy verip çıkarsınız öyle bir derinlik. Sevmediğim en önemli son nokta öykünün tek bir öykü olarak ilerlememesi, öyküde hep bir göç hikayesi var,bu aslında müthiş bir konu olabilirdi ama bu göç sabit başkarakterle yapılıyor olsa da iki başkarakter (baba-oğul) hariç diğer tüm karakterler ve olaylar
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,5bin okunma
Reklam
10/10
·212 syf.··
2026 71. kitabı
#SketchArtemisManga İlk okuduğum #manga olan #kılıçvepislik serisinin 3ncü cildini de keyifle okudum. Bu mangacılara, romanlardan çok daha rahat ve özgünler. Mesela bir savaş bölümünde her şeyi betimlemek zorundayız. Çizmek kolay değil elbet ama kesme biçme sahnelerine fışırt, tıkırt yazmak olayı bitiriyor. Keşke fışırt, tıkırt yazabilseydim bende. Hikayeyi romana çevirmeye kalsan ooo kaç sayfa tutar kim bilir ama burada gözünün önünde her şey canlanıyor. Ondan seviyorum ya valla Gelelim konuya. Bu evrende zindan adında bilinmez bir yer var. Hazineler le ve de korkunç canavarlarla dolu. Zindana girince çıkmak kolay değil. Larumas adlı savaşçı bu zindanı en tehlikeli bölümünde cesedi bulunan ama hayata döndürülen savaşçıdır. Hafızası yitiktir. Garbage adlı tuhaf bir kızla tanışır ve yepyeni maceralara sürüklenip. Garbage her şeye havlayarak cevap veriyor komik ama onu bu şekilde yetiştirmişler Bu ciltte zindanın 3. Katında gizli odada hazine olduğu duyumunu alırlar, elbette tuzak olduğunun farkındalar ama yine de gidiyorlar. Bu gizemli odada ansızın alarm sesi duyarlar, ardından ölüler, canavarlar ortaya çıkar. Bu tuzak kimin içindir? Garbage için mi yoksa Larumas için mi? İki karakter ile ilgili bu ciltte epey şey öğrendim. Bazı gizemler ortaya çıktı. Finaldeki ek bölüm fazlasıyla merakımı uyandırdı. 4ncü ciltte neler olacak şimdiden merak ediyorum. Ve tabii ki dehşet içinde tavsiye ediyorum
Kılıç ve Pislik - 3. CiltKumo Kagyu · Artemis Yayınları · 20262 okunma
Taşlar da konuşur mu?!
7/10
·136 syf.··
2026 29. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 14:09
Taşların Dilinden İstanbul, yalnızca bir şehir anlatısı değil; taşlara sinmiş bir medeniyetin, insanı merkeze alan incelikli yaşam anlayışının izini süren derinlikli bir eser. Kitap, İstanbul’un sokaklarında adeta yürürken karşımıza çıkan camilerden çeşmelere, hanlardan köprülere kadar uzanan mimari unsurların aslında birer “konuşan hafıza” olduğunu hatırlatır. Osmanlı yaşamındaki en önemli temel prensip; insana saygı ve zarafettir. Bu incelik, pencere önlerindeki çiçeklerden komşuya uzatılan bir fincan kahveye kadar hayatın her anına yansır. Açlık ve tokluğu anlamak için yapılan kahve ikramı, sadece bir gelenek değil; empati ve dikkat kültürünün bir göstergesidir. İyi insan yetiştirmek, ardından onun topluma faydalı bir birey olması Osmanlı düşüncesinin merkezindedir. Bu da sözle değil, bizzat yaşantıyla örnek olarak sağlanır. Çünkü toplumun çekirdeği olan aile ne kadar sağlam olursa, toplum da o denli yükselir. Mahalle yaşamı ise dayanışmanın en güçlü hissedildiği alandır. Vakıflar, bu dayanışmanın kurumsal hâlidir. “Parasını düşüren çocuklar vakfı” gibi örnekler, dönemin ne kadar ince düşünülmüş bir merhamet anlayışına sahip olduğunu gösterir. Aynı şekilde mürur tezkeresi uygulaması, İstanbul’a girişin kontrollü olmasıyla şehrin düzenini ve güvenliğini koruyan önemli bir sistemdir. Bu uygulamanın günümüzde de uygulanması gerektiği kanaatindeyim:) keşke tarihimize daha çok sarılsak ve bilsek. Ecdadımızın uygulamalarını silip atmasak… Avrupa’da günümüzde uygulanan bir sistem bu acaba kimden öğrenilmiş? İstanbul, Türk-İslam kimliğini pekiştiren eşsiz bir mühür gibidir. Osmanlı’yı tek bir eserle anlatmak gerekse, bu şüphesiz Süleymaniye Külliyesi olurdu. İmparatorluğun zirve döneminde, dönemin dehası tarafından inşa edilen bu külliye; yalnızca bir ibadet mekânı
Taşların Dilinden İstanbulSami Bayraktar · Cibali Kültür Sanat Yayınları · 202247 okunma
Puan vermedi·392 syf.··
2026 44. kitabı
Dünyanın en gizemli ve en çok satan yazarını düşünün. Kitapları listeleri alt üst ediyor ama kendisini kimse tanımıyor. Ne bir fotoğraf, ne bir imza günü, ne de doğrulanmış bir kimlik. J. R. Alastor yıllardır gölgelerde kalmayı başarmış bir isim. Ve bir gün, altı gerilim yazarına özel bir davet gönderiyor. Adres: Satın aldığı ıssız bir ada. Amaç: Bir haftalık yazar inzivası. Böyle bir daveti reddetmek neredeyse imkansız. Ancak adaya vardıkları anda atmosfer değişiyor. Ev sahibi ortada yok. Onları karşılayan tek kişi, Alastor’un asistanı Mila. Akşam yemeğinde Alastor’un aralarına katılacağı söyleniyor… fakat o gece masaya gelen tek şey bir oyun... İpuçları, şifreler, geçmişe uzanan hesaplaşmalar ve zorunlu itiraflar. Alastor gerçekten kimdir? Bu adadan kurtulmanın tek yolu geçmişle yüzleşmektir. Ama herkesin sakladığı bir sır vardır. Ve bazı sırlar, ölümden bile daha tehlikelidir. • Yayınevinin gerilim kitaplarını genelde sevdiğim için, puanı çok yüksek olmasa da bu kitaba bir şans vermek istedim. Açıkçası başlarda biraz zorlandım. Çünkü başı biraz karışık başlıyor. Ama sabırlı olursanız taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor. Herkesin o adaya neden davet edildiği tek tek ortaya çıkmaya başlıyor. En başta şüphelendiğimiz bir karakter var ve bir noktada “Ooo demek şenliğin sebebi sendin!” dediğimiz an geliyor. Tam her şeyi çözdüğümüzü sandığımız yerde ise yazar adeta “Durun bakalım, asıl oyun şimdi başlıyor” diyerek sahneyi ters yüz ediyor. Kitap çoklu bakış açısıyla ilerliyor ve yazarların kendi kitaplarından bölümler de okuyoruz. Bu fikir başta oldukça merak uyandırıcı. Ancak kurgunun gereğinden fazla uzatıldığını düşünüyorum. Tempo yer yer ciddi şekilde düşüyor. Eğer daha sıkı bir anlatımla ilerleseydi, o karanlık atmosfer okura çok daha güçlü geçebilirdi. J.
Ölüme DavetlisinAnde Pliego · Juno Kitap · 202685 okunma
Puan vermedi·90 syf.··
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 00:00
Mustafa Kutlu nun 4 5 kitabını okudum ama hala çözemedim. Bazı kitaplarını okuyorum ooo diyorum çok çok iyi yazmış çok iyi yazar bazen de okuyorum çok kopuk kitap anlayanadım velhasıl. Bu kitapta ilk başta çok kopuk dediğim bir kitaptı. Sonra sardı özlellikle Lunapark kısmından sonra. O kadar kitap okuduktan sonra şunu anladım ama Mustafa Kutlu az ama öz yazan bir yazarmış. Kitapları kısa kısa hikaye tarzında;ama çok şey anlatmış bu kısa anlatımlarda. Lafı dolandırmayı çok sevmiyor. Kitaba gelecek olursak;Her kitapta olduğu gibi her karakterin ayrı ayrı hikayeleri var. Hepsinde kendinde birşeyler buluyorsun. Ana karakterimiz Süleyman. Hepimiz aslında Süleyman gibi çelişkilerle dolu değil mi hayatımız. Hafız olacakken bankacı olmak bazen kaderimiz. Sevdiğimiz insanların aslında bizi gerçekten sevmemesi değil mi. Kitapta aslında dünyalık ile ahiretlij arasında gidip gelmek gibi. Süleyman bir duvarın üzerinde bir tarafında cami bir tarafında lunapark. Lunapark dünyaya benzetilmiş dünya hayatının oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu anlatmak istemiş yazar. Felsefe den kaloyor Süleyman bi nevi hayatı sorgulamadan kalıyor. Benzetmeler çok iyi geldi bana. Hele Lunaparkta çıkışı isteseler de bulamamaları. Dünyada öyle değil mi bazen çıkış yolu ararız burdan kurtulup gitmek isteriz. Ama bu çıkış yolu biz istediğimiz için olmaz vakti gelmesi gerekir. Belki de çıkış yolu aramayı bırakıp anın tadını çıkarmalıyız. Ya da gelip geçici olduğunu unutmayıp çok da takmamalıyız. Yaşadığımız hisler öenmlidir belki de. Piişmanlıklarımızl, güçsüzlüklerimiz, yetemediklerimiz bizi biz yaptı. Aslında çıkış yoku bulamadığımız zaman sonra o anı düşündüğümüzde herşeyin ne kadar boş olduğunu anlıyoruz. Herşey bir hiçmiş diyorsunuz. 90 sayfalık bir kitabın bu kadar anlam yüklü olması çok ilginç
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20229,2bin okunma
Reklam
Reklam