"Wendy, haydi benimle gel de öteki oğlanlara masal anlat. "
"Yoo hayır, gelemem. Annem ne yapar sonra? Ayrıca ben uçamam,"
"Sana öğretirim."
"Ah, ne güzeldir uçmak. "
"Rüzgarın sırtına atlamayı öğreteceğim ve birlikte uçup gideceğiz. "
"Ooo! "
"Wendy, Wendy... Şu gülünç yatağında uyuduğun sırada, benimle birlikte yıldızlara komik şeyler anlatarak gökyüzünde uçuyor olabilirdin. "
"Ooo!"
"Tabii bir de denizkızları var."
"Denizkızları mı? Kuyrukları da var mı ?"
"Upuzun kuyrukları var hem de."
"Ah, bir denizkızı görebilmek ne hoş olur!"
"Wendy, hiçbirimiz sana saygıda kusur etmeyiz. Her gece bizi yatırır, güzelce üzerimizi örtersin."
"Ooo! "
"Kimse geceleyin üzerimizi örtmedi şimdiye kadar. "
"İnsanları, bana değil de beyaz kızlara baktıran ve 'ooo' dedirten şey, neydi? Zenci kadınların, sokakta onların yanına yaklaştıklarında, bakışlarını onlara çevirten, onlara dokunuşlarındaki sahiplenici kibarlığı yaratan şey neydi?
"Siz bir meleksiniz, gökten inme bir meleksiniz;" dedi.
"Ooo... İstemem, hiç melek olmayı. Bilir misiniz; ben daima hoşuma giden şeyleri yapmasını severim. Bende nafile bir iyilik, bir hayırseverlik keşfetmeye çalışmayınız. Ben, haddi zatında egoistin biriyim. Fakat birine karşı kalbimde bir sempati, bir meyil hissettim mi, dünyanın en fedakar insanı olurum."
“Bir insanı böyle öpemezsin,” dedi.
“Çiçekler o kadar farklı ki…”
“Ooo!” Dedi. “Bütün gün fundalıkta dolanıp eve döndüğümde, kapının önünde, güneşte mutlu ve huzurlu görünen annemi böyle çok öptüm.”