"Lütfen," dedim. "Köpeğim için bir kemik verir misiniz? Üzerinde et olmasa da olur, ağzında oyalanacak bir şey olsun yeter!"
Adam, bir kemik verdi, küçük, kusursuz bir kemik, üzerinde et bile vardı. Teşekkür ettim ve dışarıya çıktım. Demirciler geçidine daldım, ta içerlere yürüdüm, bir arka avluda yıkık bir kapı önünde durdum. Etrafımda kimsecikler yoktu ve dört bir yanım karanlıktı. Kemiği kemirmeye başladım. Bayat kanın tıkayıcı kokusuydu kemikten yükselen. Yuttuklarımı çıkarmayacak olursam, faydasını görecektim kuşkusuz. Midemi yatıştırmam gerekiyordu. Gel gelelim başka lezzetleri hayal etmeye çalışsam da para etmiyordu, et kırıntıları midemde ısınır ısınmaz geri geliyorlardı.