"mizah, kendini koruma savaşında ruhun bir başka silahıydı. mizahın insan yapısındaki diğer her şeyden çok, birkaç saniyeliğine de olsa uzaklaşarak bir durumun aşılmasını sağlayabildiği çok iyi bilinmektedir."
Maaşını alır almaz kırkta birini zekat diye ayırıp bir fakire gönderen hocanın ellerinden öpesim geliyor. Hocam zekat böyle verilmez, seneden seneye hesaplanır, nisap miktarı var, bilmem nesi var diyen bir çokbilmişe verdiği cevap geliyor aklıma, gülüyorum: "O zekat vermek istemeyenler için evladım, verecek olan böyle de verir."
“başarıyı amaçlamayın. bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, onu kaçırma olasılığınız da o kadar artar. çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin, kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır. mutluluğun kendiliğinden olması gerekir, aynı şey başarı için de geçerlidir: ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz gerekir. bilincinizi dinlemenizi ve bilginiz dahilinde bilincinizin sizden yapmasını istediği şeyi yerine getirmek için elinizden geleni yapmanızı istiyorum. o zaman, uzun vadede -uzun vadede diyorum!- başarı sizin peşinizden gelecektir çünkü başarıyı düşünmeyi unutmuşsunuzdur.”
*Derdi zafer olan kazansa da kaybetmiştir. Derdi sefer olan kaybetse de kazanmıştır.
Anne babasının kavgasından korktuğu için masanın altına saklanıp, ellerini kulaklarına bastırarak hıçkıra hıçkıra ağlayan bir çocuk gibi; anlamsız savaşlardan, ucuz kavgalardan, basit hesaplardan kaçıyor, kalbime saklanıyorum