Yazarın ilk kitabı olduğunu sanıyorum. Açıkçası alırken konunun ne olacağına dair pek fikrim yoktu. Ruhlar aleminden, uzaylılara kadar bir çok şeyle tanışmayı ifade edebilirdi. Okumaya başladım, iyi bir konu olduğunu gördüm; çok özgün olmasa da ilginç bir tema var. Uzaydaki gezegenlerini tüketenlerden kaçan bir grup Dünyaya gelmiş burada bir medeniyet kurmuşlar, Atlantis adı verilen bu medeniyette daha sonra sular altında kalmış; kaçabilenler dünyanın dört yanına dağılmışlar, sonrasında toparlananlar kalanlarla irtibat kurarak yeniden bir güç haline gelmişler. Geldikleri gezegende kalan "kötü" kısımdan da bir grubun kurtulup dünyayı bulduğu öğreniliyor, bunların dünyayı ve Atlantislileri yok etmelerinin engellenmesi için üstün yetenekli, safkan Atlantisliler tespit ediliyor. Bunlara seçilmişler deniyor. Sezgin de bunlardan biri. Özel yöntemlerle çalıştırılarak bir savunma gücü oluşturulmak isteniyor. Özel yöntem desek de olan şınav ve mekik çek koş, yüz aslında, bir de beynini zorla odaklan her şey kafanda gibi şeyler. Buraya kadar iyi kötü bir okunur kitap gibi görünüyor. Ancak hem durağan hem de kötü bir anlatım sitili okuru zorluyor.
İlk olarak sayfalarca ikili konuşmaların temel cümlesi "rahatlamak" üstüne kurulu; sürekli bir rahatla, rahat ol, rahatlamak için vs. sözleri geçiyor sayfalarca. PDF ya da Word versiyonu olsa kelime saydıracaktım ama doğrudan saymaya üşendim; kitabın en az üçte biri içki, içki dolabı, şarap, içkimi koydum, içkimi yudumladım kelime ve kelime öbekleri ile oluşmuş. Atlantisliler fena içiyorlar. Ben polisiye ve dedektif romanlarını severim, bunların içinde hayli ayyaş dedektif vardır, o kitaplarda bile bu kadar tekel mamulüne maruz kalmamıştım. Sabah kahvaltısı sonrası sürekli içen bir topluluk. Kahramanların hastanede oldukları gibi kısa