''Bir zamanlar Almanya'nın Berlin kentinde Albinus adında bir adam yaşardı. Zengindi, saygındı, mutluydu; günün birinde gencecik bir metres uğruna karısını terk etti; sevdi; sevilmedi; ve yaşamı felaketle son buldu. Öykünün hepsi bu kadar. Biz de hiç üstünde durmayabilirdik, eğer anlatmaktan keyif alıp kâr elde edebileceğimizi bilseydik,'' açılış sekansıyla başlayan düğümleme egzotik yaşamın habercisi olagelen bir yerde, kararlaştırdığımız bazı debdebeli işgüzarlara çok net bir sekans. ''Karanlıkta Kahkaha''nın yüzeysel yansıması.
Roman, sinema estetiğiyle (özellikle Alman Ekspresyonizmi ile) organik bir bağ kurar; karakterlerin hareketleri, loş Berlin sokakları ve otel odalarındaki klostrofobik atmosfer adeta bir sessiz film şeridi gibi akar. Albinus’un geçirdiği araba kazası sonucu gözlerini kaybetmesi, onun zaten en başından beri maruz kaldığı "manevi körlüğün" somut bir tecellisidir. Margot ve onun eski sevgilisi Axel Rex’in, Albinus’un körlüğünden faydalanarak aynı evde, onun gözlerinin önünde sürdürdükleri o sadist oyun, dünya edebiyatının en klostrofobik, en tekinsiz aldatma sahnelerinden biridir.
Tony Richardson’ın 1969 yapımı sinema uyarlaması bu marazi ilişki ağını dönemin estetiğiyle beyaz perdeye taşırken; Nabokov’un orijinal metni çok daha mesafeli, ironik ve kelimelerin arkasına saklanmış o buz gibi "yazar kahkahasıyla" doludur. Karanlıkta Kahkaha, insanın kendi zaaflarından ördüğü o karanlık labirentte nasıl kaybolacağını ve tutkunun insanı kendi trajedisinin seyircisi haline getirişini mühürlenmiş bir zaman fragmanı olarak dimağa kazıyan vakur bir başyapıttır.