Onca yoksulluk varken...
Kitabın ismi ve içeriği birbirini çok tamamlamıyor. Sefilleri andıran bir havası olduğu için beklentiyi çok yüksek tetikliyor. Bu da çevirinin sıkıntısından kaynaklanıyor. Kitabın uyarlaması bir netflix filmi çekildi. Filmi görünce acaba öncesinden bir uyarlama olabilir mi diye baktım. Kitabın 1978’de çekilmiş bir uyarlaması daha var ve isim olarak daha doğru geldi. “la vie devant soi = önümüzdeki hayat"
Evet, önümüzdeki hayat. Yaşlı bir kadın ve onun bakımında olan her an bakımdan çıkınca meçhul bir hayata girecek çocukların gelecek kaygısı var. En çokta Muhammed’in herkesin ona hitabı ile Momo’nun.
Yoksulluğun binbir türlü hali var. Hani “beterin beri” denir ya, işte hep bir üst versiyonu muhakkak vardır. Momo ve onun gibi çocuklar da öyle bir yoksullukta.
Toplumun mimli dedikleri annelerin çocukları, hayat kadınlarının çocukları, oruspu çocukları. Bu sözcüğü kullanmak hiç kolay değil benim için. Ama kitapta o kadar çok kullanılıyor ki, dilim alışır diye korkmadım desem yalan olur, çoğu zaman da okumadan geçtim o sözcüğü. Benim heçmiş olmam o çocuklara söylenen sözü değiştirmedi....
Sahipsiz çocuklara babanız kim denmiyor. Babalar suçlu görünmüyor. Kadınlar ve çocukları mı var kitapta hayır. Burada çocuklar ve bakıcıları var.
Paris’in bir kenar mahallesinde, fahişelerin sersefil çocuklarına bakarak geçimini sağlayan Yahudi bir kadın olan Madam Rosa ve onun Müslüman olarak yetiştirdiği küçük bir çocuk Muhammed kısa adıyla Momo’nun arasındaki dokunaklı bağı ile sarsıldım. Momo’nun gözünden gördüğümüz bu bağ sıcak bir yuva özlemiyle kavrulsa da sokaklara yazgılı olanların hüznünü anlatıyor.
Biri Arap bir Müslüman biri de türlü mimleneler yaşamış yahudi soykırımı yaşamış bir kadın. İkisinin ortam paydasın bir İsrail var ama anlatılmıyor,