Önüne ne konursa, kuru ekmek dahî olsa, büyük bir tâzim ve şükürle yerdi. Bir defa olsun "az pişmiş, tuzlu veya tuzsuz, tatlı veya tatsız, lezzetli veya lezzetsiz olmuş" gibi sözler sarf ettiği vâkî değildi.
Yerde yemeyi tercih eder, masada hazırlanmış ise onu da kabûllenirdi. Yemek ayrı ayrı tabaklara konuyorsa, sofrada bulunanların yemekleri tam olarak önlerine konulmadan başlamazdı.
Osman Bey orta boylu, geniş göğüslü, teni esmere yakın, iri gözlü, vücudunun belinden aşağı kısmı gövdesinden daha uzun idi. Heybetli, cesur, cömert, tatlı dilliydi. Başına kırmızı çuhadan yapılmış Çağatay tarzında Horasan tacı giyerdi. Gerek hususi kazancından, gerekse ganimet gelirinden eline ne geçerse fakirlere dağıtırdı. Rivayet edildiğine göre ömrü boyunca beytülmaldan (devlet hazinesi) bir nesne almamıştır. Kendi koyunlarından hasıl olan gelir ile geçinirdi.
“Yüz yıl sonra sözgelimi, içinde yaşadığımız dönem tartışılırken, özellikle de çokbilmiş, ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmamış tatlı su aydınları, başta Gazi olmak üzere bugün yaşayan pek çok insanın davranışını antidemokrat bulacaklar.”