Roman 1800’lü yılların başında Fransız ihtilalinden sonra hükümdar olan Napolyon’un Avrupa’ya düzenlediği seferlerden sonra son olarak Rusya’ya karşı açtığı savaşı uzun bir dönemde detaylı bir şekilde anlatıyor. Bu anlatımı beş aile üzerinden gerçekleştiriyor. Bazen bu ailelerin normal yaşantılarını bazen de bu ailedeki bazı karakterlerin savaşa gitmesini, oradaki savaş ortamını anlatıyor. Savaşı içerden biriymiş gibi hissedebiliyoruz bazen. Bazen de çok karmaşık geliyor anlatımlar. Özellikle savaş meydanları fiziksel olarak tasvir edilirken. Roman, olayları çok gerçekçi aktarırken birçok karakterin romantik olduğunu da görüyoruz. Ve bu romantik eylemlerde bazen öldüklerini de. Rusların savaş ile ilişkileri genel olarak duygusal şekilde. Yani savaşta çok plan yapmak, çok akılcı davranmak detaylar vs. Rusların çok yaptığı bir şey değil. Mesela Rus ordusunda Alman, Avusturyalı komutanlar vs. var onlar işi bu şekilde (akılcı vb.) yürütmek istiyor fakat Ruslar, yürekleriyle çarpışmaktan, hurra deyip tabiri caizse Allah Allah nidalarıyla düşmanı ezip geçmekten, şan, şöhret, kahramanlık, onur, gurur için savaşmaktan bahsediyorlar. Bu anlamda Rusların savaşa bakışı anlamında romantizm ağır basıyor. Tabi ki bu, Ruslar hiç plan yapmıyor anlamına da gelmiyor. Tolstoy savaşı, savaşın olmadığı zamanları bu şekilde anlatırken sürekli olarak da tarih kitaplarında anlatılanların ne kadar gerçek ne kadar yanlış olduğunu sürekli tartışıyor ve sorguluyor. Savaşların tarih kitaplarında anlatıldığı gibi çok planlı, her düşünülenin gerçekleştiği gibi değil aksine bir sürü planın gerçekleşmediğini, savaş başladığı andan itibaren birçok şeyin spontane geliştiğini, birçok çarpışmanın sonucunu bir sürü tesadüfün bir araya gelerek oluşturduğunu, kahramanların her zaman kitaplarda yazılanlar