Puan vermedi·152 syf.·
2026 85. kitabı
Dehşet bir kitap. Reis Bey'in muhteşem dönüşümü... Vicdan azabı insana neler yaptırıyor, insanı ne hâllere düşürüyor... Merhamet üzerine düşünmek için güzel bir eser. Lakin fazlasıyla derin. Tekrar tekrar okunup düşünülse yeridir. Bodoslama dalsam mı yoksa spoiler vermemeye çalışarak mı yazsam, bilemedim. Başlangıçta yavaş yavaş okumayı düşünsem de merakla birkaç günde okuyup bitirdim. Hacmine bakıldığında bir günde, birkaç saat içinde de bitebilecek bir kitap. Ama biraz sindire sindire okumak gerek... Pek çok karakter var. Yolun sonunda herkes değişiyor. Beni en çok şaşırtan şey kumarhane garsonunun tavrı oldu. Bir sürü insan tipini görmek açısından da güzel. Hapishane müdürünün omurgasızlığından otel kâtibinin silik ama bir o kadar da önemli rolüne kadar... Söylenecek çok şey var ama ben spoiler vermeden yazamam. :) O yüzden burada bitiriyorum. Bence okuyun. Bilhassa tiyatro seviyorsanız ya da Necip Fazıl severseniz... Benim biraz rastgele alıp okuduğum bir kitaptı ama iyi ki almışım. Güzel kitaplar da nasibe dâhil...
Reis BeyNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20239,8bin okunma
Satranç
8/10
·83 syf.··
2026 9. kitabı
Kitapta yolcu gemisinde geçen bir satranç karşılaşmasını okuyoruz. Dünya satranç şampiyonu olan Mirko Czentovic, eğitimli ya da entelektüel biri değil; neredeyse tamamen mekanik bir zekâya sahip, soğuk ve kibirli bir karakter. Oyunu bir makine gibi oynuyor. Gemideki yolcular onunla maç yapmak isterken Dr. B. ortaya çıkıyor. Dr. B., Nazi döneminde hiçbir fiziksel işkence görmeden, tek başına bir otel odasında aylarca tecritte tutulmuş biri. Orada tesadüfen eline geçen bir satranç kitabıyla zihnini ayakta tutmaya çalışıyor ve kendi kendine yüzlerce oyun oynayarak ustalaşıyor. Asıl mesele satranç değil; insanın yalnızlıkla ne yaptığı. Özellikle Dr. B.’nin yaşadığı yalnızlık sıradan bir yalnızlık değil. Konuşacak kimse yok, zaman kavramı yok, temas yok. Sadece dört duvar ve kendi zihni. Satranç başlangıçta onun için bir kurtuluş oluyor; düşünerek hayatta kalıyor. Ama sonra aynı satranç, zihnini ikiye bölüyor. Kendi içinde iki farklı oyuncuya dönüşüyor. Yalnızlık onu güçlendirdiği kadar parçalamaya da başlıyor. Ben bu hikâyede en çok Dr. B.’nin yalnızlığına takıldım. İnsan dış dünyadan koparıldığında, en büyük tehlikenin kendi zihni olduğunu gösteriyor. Yalnızlık bazen insanı derinleştirir ama fazlası insanı kendine düşman eder. Dr. B. bana şunu düşündürdü: Bir insanı tüketmek için bazen hiçbir şey yapmamak, onu sadece kendi düşünceleriyle baş başa bırakmak yeterli. Zweig burada sessizliğin, tecritin ve zihinsel yalnızlığın ne kadar yıkıcı olabileceğini çok sade ama çok sarsıcı bir şekilde anlatıyor.
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi
11 yaşındaki adam için, dünyaca ünlü şef Anthony Bourdain’in intiharı, yalnızca bir ölüm değil, derin bir hikâyeydi. Bourdain’i tanıyan herkes, otel odasında bornoz ipiyle hayatına son verişinin ardında yatan asıl nedenin, ihanet değil, içindeki o bitmek bilmeyen “sonsuz huzursuzluk” olduğunu düşünüyordu. 11 yaşındaki adam, Bourdain’in hikâyesinden derinden etkilenmişti. Fiziksel benzerlikleri kadar, taşıdıkları yükler de aynıydı. Acaba bu benzerlik, kaderlerine de yansıyacak mıydı? Huzursuzluk, onları aynı sona mı götürecekti? Cesaretle atılan adımların korku imparatorluğunda bir hükmü var mıydı? Narsizm cehenneminden kurtulmak mümkün müydü? Roman bireyin bilinçaltında sıkışmış, travmalarıyla hesaplaşmasını anlatırken, ortaya çıkan yedi başlı canavar, zaman ve kimlik kavramlarını yerle bir ediyor. Karakterlerin ve mekânların isimsizliği, anlatının evrenselliğini güçlendirirken, romanın postmodern yapısı sizi dönüşümün ortağı hâline getirecek. Bu romanı okurken, kendi içinizdeki 11 yaşındaki çocukla göz göze geleceksiniz.
11 Yaşındaki AdamCengiz Karayıldız · İkinci Adam Yayınları · 20257 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 58. kitabı
Ömer Doruk Koç’un “Suç Mahalli” kitabı, ilk bakışta birbirinden ayrı cinayet dosyalarının çözüldüğü bir polisiye roman gibi görünse de, derinine indikçe bütün vakaların aynı büyük fikre bağlandığı görülüyor: Her suç, yalnızca işlendiği anla açıklanamaz; geçmişte biriken acılar, travmalar, hırslar, suskunluklar ve adalet arayışı o suçu doğuran asıl zemindir. Kitabın bölüm başlıklarında yer alan sözler de bunu destekliyor. “Her suçun faili, geçmişteki başka bir suçun mağdurudur” cümlesi, romanın merkezindeki düşünceyi en net biçimde anlatıyor. Olay örgüsünün merkezinde Başkomiser Kemal Adalı ve yardımcısı Mesut Kara var. Kemal Adalı, yalnızca suçluyu yakalamaya çalışan bir polis değil; olay yerindeki en küçük ayrıntıyı, insanların yüzündeki değişimi, suskunluklarını ve yanlış söyledikleri cümleleri okuyabilen sezgisel bir karakter. Mesut Kara ise hem onun yanında öğrenen hem de olayların insani ağırlığını daha fazla hisseden bir karakter gibi duruyor. Bu ikili sayesinde roman, sadece kanıt takibi üzerinden değil, psikolojik çözümleme üzerinden de ilerliyor. Kitapta Reşat Yıldırım’ın otel odasındaki ölümüyle başlayan ilk vaka, okura şunu gösteriyor: Bir insanın ölümü, onun yaşarken kurduğu bütün sorunlu ilişkileri açığa çıkarabilir. Reşat’ın çevresindeki kişiler; kırgınlıkları, çıkarları, aşkları, kıskançlıkları ve sakladıkları sırlarla olayın içine çekiliyor. Ardından Saffet Akkuş vakasında miras, aile içi hesaplar ve geçmişten gelen tehditler öne çıkıyor. Hilmi Terzi ve Mor Kulübe bağlantısında toplumsal şiddet, kadınların sığındığı alanlar ve korku atmosferi belirginleşiyor. Stadyum cinayetinde ise fanatizm, kalabalık öfkesi ve toplumun kolayca şiddete sürüklenebilen yüzü anlatılıyor. Sonlara doğru “Saat Altı” bölümünde seri cinayet havası güçleniyor; kadın kurbanlar,
Suç MahalliÖmer Doruk Koç · İkinci Adam Yayınları · 20232 okunma
Hercule Poirot yine iş başında
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 07:54
Ölüm Dalgaları Agatha Christie Zengin bir adam olan Gordon Cloade Londra bombardımanda ölünce genç ve güzel eşi Rosaleen dul kalır. Bu ünlü ailenin diğer üyeleri ise Gordon 'un sağlığında hep ondan maddi açıdan destek alırlardı. Savaş nedeniyle 🪎 maddi sıkıntı çeken geniş Cloade ailesi, Rosaleen'in tüm mirasa tek başına kalmasıyla hayal kırıklığına uğrar. Ölüm haberini alınca üzülürler fakat bu üzüntü duygusal değil maddi bir durumdur. Ailenin miras uğruna başlarından bir sürü olay geçer. İşin içinde para olunca tabi ki cinayet kaçınılmaz olur . Rosaleen , Gordon'un ikinci eşidir, Mirasın yasadışı olduğuna veya Rosaleen'in ilk eşinin aslında ölmediğine dair dedikodular ortaya çıkar. Dul eşin erkek kardeşi David aşırı korumacı olarak kardeşini , eşinin akrabalarına karşı korumaktadır. Miras nedeniyle onu öldürme ihtimallerine karşı sürekli onu uyarmaktadir. Birgün kasabaya Enoch Arden isminde bir yabancı gelir . Rosaleen'in öldü sanılan ilk kocasının hala hayatta olduğunu iddia ederek şantaj yapar. Bu iddia doğruysa ikinci evlilik geçersiz sayılacak ve miras Cloade ailesine verilecektir. Fakaaaattt bu gizemli misafir otel odasında ölü bulunur . Ortalık karışır , miras , cinayet, ölüm veee sonra bu olayları çözmek için Hercule Poirot sahneye çıkar . Bir polisiye kitabı olmasının yanında Hercule Poirot karakteri sizi cinayeti çözmeye çalışırken eğlendiriyor da . Bir tarafta bir kadını boğmak üzere bir adamı basarken diğer taraftan adama bir kahve hazırla da içelim diyerek hiçbir şey olmamış gibi o ana devam ediyor. Para insanı nasıl katil yapıyor onu okuduk , tabi birçok kitabın konu . Aşk teması da vardı fakat para hırsı kadar baskın değildi. Yine hoş , sürükleyici ,merak uyandırıcı bir eser. Okudukça evet katili tahmin etmek zor olmadı . Bu kez
Ölüm DalgalarıAgatha Christie · Altın Kitaplar · 2018928 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 153. kitabı
Yusuf Atılgan’ın o kendine has, modernist ve sarsıcı diliyle, taşranın o boğucu atmosferinde bir otel katibi olan Zebercet’in zihninin en karanlık dehlizlerine daldığım çok derin bir okumaydı. Yazar; geciken Ankara treniyle gelen o gizemli kadının gidişinin ardından, Zebercet'in içindeki o bastırılmış yalnızlığı, yabancılaşmayı ve cinsel buhranları adım adım bir deliliğe ve yıkıma doğru nasıl sürüklediğini muazzam bir psikolojik derinlikle işlemiş. Toplumun ve rutinin dışına itilmiş modern insanın o çaresiz yalnızlığını, odaların kasvetli sessizliği üzerinden iliklerime kadar hissettiren Türk edebiyatının en güçlü ve sarsıcı başyapıtlarından biriydi.
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337bin okunma