Bence, sizden gelen mektup şöyle olmalıydı: “Sayın Ferhan Şensoy, Otelimizde konaklamanızdan dolayı onur duyduk. Size otel şeref defterini imzalatmayı unuttuğumuz için çok üzgünüz. Otelimiz yeni bir kuruluş olduğu için henüz elimizde olmayan kimi aksaklıklar oluyor. Bu aksaklıklardan biri de, otelimizden ayrılışınız sırasında olmuş. Otelden ayrılırken ısrarla hesap ödemek istemenize rağmen görevli arkadaşlar hesabınızın İzmir Devlet Tiyatrosu’ndan Sarı Sabolu Hasan Bey tarafından ödendiğini belirtmişler, siz gittikten biraz sonra da İzmir Devlet Tiyatrosunda Sarı Sabolu Hasan Bey diye birinin olmadığını öğrenmişler. Arkadaşlarımız, Afrika sıcaklarının da etkisiyle götlerinden uydurdukları bir “İZMİR DEVLET TİYATROSUNDAN SARI SABOLU HASAN BEY” sendromu geçirmişler. Bir gün, bir Akbank şubesine yolunuz düşerse, ilişikte terbiyesizce fa turası bulunan, kayda değmez miktar bir gecelik konaklama bedelini, Kuşadası Akbank hesa bımıza havale edebilirseniz, bu hatayı yapan arkadaşlarımızı bağışlamış olur ve mutlu kılarsınız. Sizi hiç bu konularla ilgilenmemeniz gereken bir anda, böyle salak bir mektupla rahatsız ettiğimiz için özür dileriz. Saygılarımızla.”
Babamın adı Oteldeki odasına girer girmez üzerindekilerle uzandı yatağa. Kalın perdeleri aralayıp pencereyi azıcık açsa iyi olur, içerisi havasız, rutubetli, sanki ıslak terlik kokuyor, yine de kalkmaya üşendi. Yorulmuştu, doğru dürüst uyumadan sabahın köründe kalkmış, uçağın sarsıntısı yetmezmiş gibi, üzerine üç saatlik otobüs yolculuğu yapmıştı bir de. Hemen otele yerleşip dinlenseler neyse; Murat otobüsten iner inmez kasabayı şöyle bir gezmek için tutturmuştu. Bir şeyler yedikten sonra iki saate yakın dolaştılar. Murat da yormuştu, çok konuşmamış, ama ne zaman ağzını açsa, yolları nereye çıksa, "Ne yapmışlar burayı böyle Tuncay, ne çirkin, ne saçma!" deyip durmuştu. Otuz beş yıl önceki gibi mi bulacaklardı? Değişecekti bir şeyler elbette. Üstelik öyle böyle bir otuz beş yıl da değildi - dünyanın, memleketin allak bullak olduğu, savaşlarla, hırgürle geçmiş onca yıl. Şaşacak ne vardı bunca? Murat yıllardır yurtdışında yaşıyor, sanıyor ki her şey hâlâ bıraktığı gibi. Lise sona geçtikleri yaz, bir sabah erkenden Tuncaylara gelmişti. Herhangi bir gün gibiydi, benzerini sık yaşadıkları, yaz bitene dek her Allah'ın günü yaşayacakları. Öyle olmamıştı; yalnız kaldıklarında Murat, "Biz gidiyoruz," demişti. "Tatil ha. Nereye?" diye sorduğunda derin bir soluk alıp temelli gittiklerini, ailecek bir aya kalmadan Fransa'ya taşınacaklarını söylemişti. Bu kadar yıl bir daha hiç görüşmeyeceklerini ikisi de tahmin edemezdi. On yedi yaşındaydılar, her zaman her yere gidilir, buluşmak, görüşmek daima mümkündür sanıyorlardı. Akrabaları varmış orada, iyi bir iş imkânı doğunca babası günlerce düşünüp taşındıktan sonra gitmeye karar vermiş. Adamın gül gibi işi varken, kasabanın en iyi terzisiydi, büyük oğlu seneye üniversiteye başlayacakken bu Fransa işinin nereden çıktığını
Sayfa 85·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mustafa Kemal'den corinne'e ikinci mektup..
3 aralık 1913, Sofya Aziz Corinne, Son mektubunu aldım, her gün beni düşündüğünü öğrendiğim için çok memnun oldum. Afrika Harbi yüzünden kazandığımız şeylere dair verdiğin haberlere teşekkür ederim. Nuri Bey'in seni gelip görmemesinden endişe ediyordun, işte nihayet evinize gelmiş. Sana karşı dostluğunda çok sadık olduğu için, bu mevzudaki ihmali cidden hayret vericiydi. Cemal Bey'i her zamanki gibi sevimli bulduğunu söylüyorsun, hakkın var, muhakkak ki çok sevimli ve naziktir, bilhassa güzel hanımlara karşı. Biliyorsun ki, Sofya'ya geldiğim ilk gün indiğim Bulgarya Oteli'ni değiştirdim. Şimdi Splendide Palas Oteli'ne yerleştim. Yeni yapılmış, cidden konforlu bir otel, banyoları var, oda hizmetçileri var! Ne istersen var! İçindeki eğlenceler için orada oturmaya değer. Hayır, hayır Corinne. Sofya'da bir tek güzel kadın bile görmek mümkün değildir. Otelde kalıyorum, çünkü münasip bir ev bulamadım. Cevdet Bey'le çok dostuz. Onu bu kadar sevimli bulacağımı ve bu kadar iyi arkadaş olduğunu ümit etmiyordum. Evvelki akşam beni Madam Dourzi'ye götürdü. Aralarında çoktan derin bir tanışıklık olan Parisli hanım. Evinde kibar insanlar vardı. Vekiller ve daha bazı mösyöler. Bakara oynanıyordu. Ben kumar oynamadığım için küçük bir tanışmadan ve konuşmadan sonra onlardan ayrıldım. Bu Parisli hanımı güzel bulmadığımı sana söylememe müsaade et. Zannederim ki Cevdet Bey'e, beni evine götürmesini söyleyen kendisidir. Ayrılırken bana: - Bu akşam bizde eğlenemediniz, fakat emin olunuz ki bir başka sefer sizi memnun etmeye çalışacağım, dedi. Fakat ben bundan emin değilim.
Sayfa 37·Kitabı okudu
"Duyan da seni bana âşık sanacak." "Asla. Ama bir zamanlar hissettiğim o aşk hissine sadığım. Bir insan birden çok kez âşık olmaz. Benim kalbim nicelerinin gelip geçebileceği bir otel değil. Bir kişiye aitti, bir hisse aitti, sonu kötü bittiyse de benim sadakatim o hisse karşı."
Alıntı
Evi, insanın iç dünyasıdır bir yönüyle, mahremiyetidir. Hissettiği ama yalnızca aynı ruh ve hafızayı paylaşan o çatı altındaki insanlara, yani ailesine açacağı huzurudur, hüznüdür, öfkesidir, neşesidir. Bu sevimli sırlar gelişigüzel dışa açılırsa, özensiz ellere geçerse kırılır, kırar. Evi yuva olmaktan çıkarır, ruhu olmayan bir otel odasına çevirir.
Sayfa 11
Kimseye sezdirmeden gülümsüyorum kalbimdeki kalabalığa. Öyleyse neden odama düşüyor çekilen her perdenin yalnızlığı. Ağzının pasını topuklarından aldığım çocuk... -Suyum, unum, buğdayım- Herkesin başkasını konuştuğu bu aynalar pazarında seni kimselere söylemeden öleceğim.
Şiir