Shakespeare, trajedilerinde, hayatın aslında bir oyun olduğunu, insanların bu oyunda paylarına düşen rolü oynadıklarını, bu gerçeğin farkına varılmasının acı verdiğini gösteren kurgulamalar yapmış, Othello'da kahramanını yanılgıya sürükleyen örtük rolü ile yüzleştirmiş, Hamlet'te ölümcül bir savaşımı karşılıklı oyunlarla çeşitlemiş, Kral Lear'da çocuksu bir hevesle başlatılan oyunu çılgınlıkla ve yıkımla noktalamış, Macbeth'de felsefi bir söyleme dönüştürmüştür.
Shakespeare'in öteki tragedyalannın başkişilerinde, örneğin Lear'da,
Antony'de, Othello'da ya da Macbeth'de duygular ve tutkular ağır basarken, HamJet'de düşüncenin ağır basması, Schlegel'in deyimiyle, bu oyunun bir "düşünce tragedyası" olmasıdır. Bu
düşünce tragedyası Hamlet'in içinde bulunduğu koşullardan değil, doğrudan doğruya Hamlet'in kendi kişiliğinden kaynaklanır.
Bu kişilik ise, birbirine aykırı değişik yorumlara uğrar, hiçbir zaman
açık seçik anlaşılmaz; ne denli derinliğine incelenirse incelensin, hep gizemli kalır. Çünkü yalnız Shakespeare'in oyunlarında
değil, Dostoyevski dahil tüm dünya edebiyatında, Hamlet kadar karmaşık bir insan az bulunur. Hamlet üzerine binlerce kitap ve makale vardır.