... Örneğin ahlakı mümkün kılan en önemli özelliklerimizden biri empatidir ve yapılan deneyler yeni doğan bebeklerde bile empati özelliğinin temellerinin mevcut olduğunu göstermektedir. Yapılan birçok farklı deneyde, yeni doğanlara, diğer bebeklerin ağlamaları dinletilince ağlamaya başladıkları, stresli olduklarını gösteren yüz ifadeleri sergiledikleri ve emzirme oranlarının değiştiği saptanmıştır. Bu reaksiyonların gerçekten ağlamaya karşı mı, gelen sese karşı mı olduğunun anlaşılması için yeni doğanlara; aynı şiddette başka sesler, sentetik ağlama ve kendi ağlamalarının kaydı dinletilince ise diğer bebeklerin ağlamalarına gösterdikleri reaksiyonu göstermemişlerdir.
Eğer kalplerine gerçek anlamda bakmayı öğrenirlerse, insanların çoğunluğu, şiddetli bir şekilde istedikleri şeyin bu dünyada olmadığını anlayacaklardır... Öyle bir hasrettir ki hiçbir evlilik, hiçbir seyahat, hiçbir eğitim, gerçek anlamda onu tatmin edemez. Bunu söylerken başarısız evlilikleri, tatilleri, eğitimleri kastetmiyorum. Olması mümkün en başarılılarını kastediyorum. Eğer kendimde, bu dünyadaki hiçbir deneyimin tatmin edemediği bir arzu tespit edersem, bunun en muhtemel açıklaması, başka bir dünya için yaratılmış olduğumdur. Eğer dünyevi hazların hiçbiri onu tatmin edemezse bu, dünyanın bir hile olduğunu göstermez. Muhtemelen dünyadaki hazlar onu tatmin için değil, bilakis onu açığa çıkarmak içindir. Böylece gerçek hayatın farkına varalım. Eğer böyleyse, bir yandan bu dünyevi nimetleri hiçbir zaman küçük görmemeli ve şükürsüzlük etmemeliyim, diğer yandan bunları bir kopyası, yankısı, serabı oldukları şeyle karıştırma yanılgısına düşmemeliyim. Kendimde gerçek vatanım için arzuyu muhafaza etmeliyim, o vatan ki ölmeden ona kavuşamam...
Stoa Felsefesinin reformist öncülerinden olan Romalı düşünür Seneca ; ele aldığımız kitabının adından da anlaşılacağı üzere; ilk bölümde mutlu yaşamın yollarına, ikinci bölümde ise yaşamın kısalığına dem vuruyor.
İlk bölümden başlayacak olursak, yazarımız mutluluğun yolunun çoğunluğun sandığının aksine hazdan geçmediğini, gerçek iyinin erdem ve iyi ahlak olduğunu ve tıpkı "ekin için" biçilen bir tarlada bazı çiçeklerin filizlenmesi gibi hazzın da iyi ahlakı peşi sıra takip edeceğini söylüyor. Ne var ki bahsi geçen haz, bedensel dürtülerin peşinden koştuğu haz değil; ahlakın getirdiği ruhsal tatminlik duygusudur. Fakat bununla birlikte erdemin asıl meyvesi haz olmamakla beraber; gerçek amacı yılmaz bir zihnin sertliği, özgürlüğü, haşmeti, esenliği, özgürlüğü, uyumu ve güzelliğidir. O yalnızca alınan ekinin yanında gelen bir hediyedir.
İkinci bölümde ise yaşamın kısalığının değiştirilemeyeceğini, bu kısa ömrün "doğru meşguliyetler ile" doldurulduğu halde anlam kazanacağını söylüyor. İlk bölümde de sık sık vurguladığı hazzın yalnızca anı tüketen bir alışkanlık ve zaman kaybı olduğuna dikkat çekiyor. Bu şekilde yaşayarak ömrün sonuna gelindiğinde geçmişe duyulan pişmanlıkla birlikte korkudan titreye titreye ölmek yerine; yaşamı bilgeliğe adayarak, yalnızca hayatına anlam ve amaç kazandıracak bilgiyi arayarak "ölmeyi öğrenmeyi" tavsiye ediyor. Bu kavramlar kulağa her ne kadar rahatsız edici ve can sıkıcı gelse de bu bölümü soluksuz bir şekilde bitirdim. Hayatın gerçekleri genelde yüz güldürmüyor maalesef.
Kitapta en çok dikkatimi çeken noktalardan biri; Seneca'nın kendini savunmak amacıyla yapmış olduğunu düşündüğüm, kendi sözleriyle ve Stoacılık ile ters düşen yaşamının savunmasını yapıyor olması. Bu savunma da kendisine bu yönü ile alakalı eleştiriler geldiğini
İnsan malvarlığını korumak konusunda oldukça hesaplı davranır, ancak açgözlü olmanın onur vesilesi sayılacağı tek konu olan zamanın harcanmasına gelince oldukça bonkör davranırlar.