Oğuzhan

Oğuzhan
@ouzpocus
My content is a message to my future self — not to the world. perficeretiòn
Nobel ödüllü fizikçi Max Born, 20. yüzyılın başında dahi fizikçilerin Newton fiziğinin doğruluğundan şüphe etmeyecek şekilde eğitim aldıklarını hatırlatır. Bu öyle güçlü bir eğitimdir ki, Newton fiziğinin yanlışlığına işaret eden keşifler ve deneyler dahi birçok bilim insanının Newton fiziğinden şüphe duymasını sağlamaya yetmeyecek, tersine fizikçiler bu deneyler neticesinde elde edilen verileri bir şekilde tevil etmeye ve Newton fiziği ile uyumlu kılmaya çalışacaklardır. Max Planck, Einstein'a, "bilimin cenazeden cenazeye ilerlediği"ni söylerken benzer bir dirence işaret eder. Planck bilim dünyasındaki direnci şu şekilde açıklar: Bu deneyim bana aynı zamanda -bence dikkate değer- bir gerçeği öğrenme fırsatı sağladı: Yeni bir bilimsel gerçeklik ona karşı çıkanları ikna ederek ve onların ışığı görmelerini sağlayarak değil, ona karşı çıkanlar en sonunda öldükleri ve ona aşina yeni bir nesil büyüdüğü için galip gelir.
Sayfa 66·Kitabı okuyor
Reklam
Şengör, "bilimin rehberliğini" kullanarak tesettürün demokratik hak olarak sunulmasının hatalı olduğu sonucuna varır. Vücudun güneş görmemesinin biyokimyasal açıdan insan bedenine zarar vereceğinden ve vücudun havalanması gerektiğinden bahsettikten hemen sonra tesettürün "dişiyi saklanması gereken bir mal düzeyine indirgeyerek, bireyin ötesinde, toplum yaşamına zarar" verdiğini söyler. Bu kısa ve son derece yüzeysel değerlendirmenin sonucunda Şengör tesettürün insan ve toplum yaşamına zararlı olduğuna, dolayısıyla onu yasaklamanın demokrasiye aykırı olmadığına hükmeder. Şengör'ün, tesettürün insan bedenine olan zararları konusunda haklı olduğunu varsayalım. Bu durumda akla şu soru gelecektir: Demokrasiler sağlığa zararlı her eylemi yasaklamak mıdır? Bu durumda iyi bir demokraside baklava yemek yasaklanmalı, düzenli spor yapmayanlar cezalandırılmalıdır.
Sayfa 57·Kitabı okuyor
Bilim, insanın bilinç sahibi ve zeki olduğunu söyler ancak bu, insanı üstün bir varlık yapmaya yetmez. Neden zekâyı üstünlüğün belirleyicisi olarak alalım ki? Neden hızlı koşan değil de zeki olan üstün olsun? Ya da şu soruyu soralım: Üstünlüğü belirleyen kriter zekâ ise zihinsel engelli kişileri ontolojik merdivende nereye yerleştireceğiz? Felsefe bize çoğu zaman en sorgulanmaz gördüğümüz kabullerimizin temelsiz olduğunu gösterir. Esasen, insanların diğer canlılardan üstün olduğu ve onlar gibi davranmaması gerektiği yönündeki kabul de bunlardan birisidir. Oysa insanların diğer canlılardan farklı ve üstün olduğu yönündeki görüşün bilimsel bir desteği yoktur. Bu ontolojik statü farkını bilimle değil insanı "eşref-i mahlûkat" olarak gören dinle temellendirmek mümkündür.
Sayfa 49·Kitabı okuyor
Şengör'ün "primatların da dışkı yediğini, primat olduğumuz için bizim de yiyebileceğimiz" çıkarımının sonuna dek tutarlı şekilde savunulması durumunda bilimin rehberliğinin nelere izin vereceği üzerine ufak bir zihin egzersizi yapalım. Örneğin Bonobo maymunlarında yetişkinlerin çocuklarla cinsel ilişkiye girmeleri sıradandır. Şengör'ün doğadan ve bilimden rehber edinme yöntemini benimseyen bir kişi, aynı mantıkla pedofiliyi meşrulaştırabilir. Veya bazı örümcek türlerine atıfta bulunarak bir kadının eşini yemesini meşru görebilir. Yine hayvanlar âlemine atıfla insanlar için de hırsızlığı, tecavüzü, cinayeti, ensest ilişkiyi dahi "ahlaki" bulabilir.
Sayfa 53·Kitabı okuyor

Oğuzhan

, bir kitap okudu
8/10
·98 syf.··
Beğendi
·
4 günde okudu
·
2023 3. kitabı
Reklam