Bugün Emily Brontë'nin Uğultulu Tepeler'i İngiliz ve Amerikalı eleştirmen Jane Eyre'den daha iyi olduğunu söyler. Ancak bence bu iki kardeşten Emily'i değil Charlotte'u takdir etmeliyiz. Bir kadın tarafından yazılmış en çok satan ilk kitabı bize veren soğuk ve kasvetli bozkırlardan gelen o gösterişsiz kadın Charlotte'dur. Romanlarında anlattığı öyküler kadar kendi yaşam öyküsü de romantik ve esin vericiydi.
Erkeksiz Kadınlar adlı mini romanı büyülü gerçekçilik unsurları taşıdığı için olsa gerek , benim için yer yer takip etmesi zor bir anlatı oldu. Hikayenin akışında gerçek ile hayal iç içe geçtiği için zorlandım ve bu nedenle kitabı 2 kez okumak durumunda kaldım.
Merkezindeki tema oldukça güçlü.İran toplumunda kadınların maruz kaldığı baskı. Farklı kadın karakterler üzerinden anlatılan öyküler , can sıkıcı ve korkunç.
Yazarın bu kitabı yayınlanmasından hemen sonra konunun aykırı ve sakıncalı bulunması üzerine eserinin yasaklanması, hatta yazarın bir süre hapis yatması, ABDye göç etmek zorunda kalması, anlatılanların ne kadar güçlü ve rahatsız edici bulunduğunu da gösteriyor.
İranIın bugünkü durumu da ortada. Diktatör rejiminiz boyunca, kaç kadının hayatı yarıda kesildi, kaçı ülkesini terk etmek zorunda kaldı acaba.. Tüm bunların ağırlığında aklımda tek bir soru var, Kadınları ne zaman hak ettiği gibi özgür bırakacaksınız?
Bana, ıssız bir adaya düşmüş olsam yanıma hangi kitabı alacağımı soranlara şu yanıtı veriyorum: "Telefon rehberi; rehberdeki bütün o karakterlerle sonsuz öyküler yaratabilirim."
"Ne okuduğunu sorabilir miyim?"
Kitabı çevirdi, kapağı gösterdi. Uğultulu Tepeler. "Okudun mu?" diye sordu.
Başımla doğruladım. "Hüzünlü bir öykü."
"Hüzünlü öykülerden iyi kitaplar çıkıyor," dedi.
Okumadığım son kitabı da dün gece bitirdim ve bu yüzden artık ölmem gerekiyor. Bildiğim tek şey; bütün yaşamım boyunca acı çektiğimdir. Mutluluk namına ne varsa dünyada, dokunmadan geçmiştir bu ızdırap dolu ruha.