"Allah iyi insanlarla karşılaştırsın." Duâsı benim için öyle değerli ki... Bu Duâ'nın tezahür ettiği zamanlar insanın ömür defterinde hatırlayınca bile kalbini serinleten, iyi insanların varlığına dair umut veren bir anıya dönüşüyor... "Tanıştığımız iyi insanlar da rızkımızın bir parçasıdır." diye bir söz var ya... Öyle işte... Sadece karşılaştığın zamanı, onlarla birlikte çalıştığın/okuduğun/komşu olduğun ayları ya da yılları güzelleştirmekle kalmayıp insanın bütün ömründe hatırlayabileceği güzel bir iz bırakıyorlar... İyiliği unutamadığım gibi kötülüğü de unutamıyorum ve insanların şerrinden Allah'a sığınmanın ne demek olduğunu ve ne kadar önemli olduğunu da yaş aldıkça sanırım daha iyi anlıyorum. Bir insan bir insanın bir gününü ya da tüm ömrünü Cennete de çevirebiliyor, Cehenneme de... Huzur veren de var, huzuru haram eden de... Önemli işte. İyi insan olmak da iyi insanlarla karşılaşmak da... İnsanın insandan korktuğu, iyilik yapmaya bile korkar olduğu bu çağda o iyi insanlarla karşılaşmanın da, birileri için o iyi insan olmanın da Allah'ın bir lütfu olduğuna inanıyorum. Mağarada mahsur kalan üç arkadaş anlatılır hani... (Hadis-i Şerif) Sığındıkları mağaranın kapısı koca bir kaya parçasıyla kapanmıştır. Yaptıkları samimi iyilikleri anlatıp Allah'a Duâ ederler de, her biri Duâ ettikçe kaya aralanır ve kurtulurlar. Bizim de heybemizde böyle Allah rızası için iyilikler var mı bir yoklayalım. Zira insan iyilik yapmaya da, iyilik bulmaya da muhtaç... İyilikler ve iyi insanlar biriktirebilmemiz Duâsıyla...
İnsanın derdi ne kadar büyük olursa gülüşü o kadar sıcak olurmuş,o dert güzelleştirirmiş onun yüreğini. Öyle derler,bizim buralarda. O derdin büyüklüğü neye göre ölçülür biçilir bilmem ben. Fakat birinin gülüşünün sıcaklığını hissettim mi, anlıyorum ki derdi çok. Güzelleşmiş derdiyle.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Güler, "- Dünyadan çok şey beklemiyorum. Üç oda, bir mutfak, sevdiğim adam, biri kız biri oğlan iki çocuk..." deyince, yalnız, " - Adam bıkıp kaçsın, çocuklar kuşpalazına tutulsunlar diye mi?" der demez, ürperirdi ...Benim aradığım değil o," diye düşünür, belki çeker giderdi. Güler -eli öyle güzeldi ki- ona kırgın kırgın bakmış, "- Ah!" demişti, "biliyorum; bir gün olacak bu."
1000Kitap

Çiğdem Karaaslan

@Cigdemkara_
·
Olacak dediği neydi? Beklediği şey mi, yoksa sevdiği adamın bıkıp kaçması mı?
Yapı Kredi Yayınları
1000Kitap
zihin resetleme, bilinç akışı ve varoluşsallık arasında :)
günlerden bir gün yine zihin restelerken buluyoruz kendimizi. gönül isterdiki noktalamasyonlu olsun ama attila ilhanı öne sürürp bilnç akışı yapacağımı düşnerekekten akışına bırakıyorum. zaten en sonda nerede sonuçlanacak bu yazı onu da ön göremiyorum. gelişigüzel artık. hep derim ya yazmasam çıldıracaktım minvalindeyim sait faik misali. ama yazınca da her şey gözümün önüne geliormuş ve hepsini yazmam gerekiyormuş gibi hisssediyorum ve ne yazıkki beynimdeki düşünceler ile elimin sürati aynı değil. o yüzden hep bir yerlerde bir şeyler eksik de ona ulaşamıyormuş gibi hissediyorum. orhan velinin anlatamıyorum un vücüt bulmuşundan hallice. BİR YER VAR HER ŞEYİ SÖYLEMEK MÜMKÜN EPEYCE YAKLAŞMIŞIM DUYUYORUM ANLATAMIYORUM. tamam ya aynı bu dizeler gibi şu an. ne zamandır yok olan bir neşe var bende her ne kadar dışarıya yansımasa da ve üni ikideki tamarayı çokça özlüyorum. idealleri, hayalleri, sınırları, neşesi, çalışkanlığı olan tamarayı. kendi bölümünü sevmese de dersler ilgisini çekmiş kendine harika bir hayat kurmaya çalışan tamarayı. dernekte aktif ama insanlarla arası iyi olan birçok dile hakim olup çevrede vay bee çok kültürlü denen tamarayı. ha şu an geçen iki seneye nazaran inanılmaz toparlanmış vaziyetteym o ayrı çok şükür. hele su an yavaş yavas o enerjiye dönmeye başlamış olmak inanılmaz harika bir hissiyat. tek istediğim önceden gözlerimin içinde olan o gülmsemeyi geri getirmek. tüm çabam tüm gayem o. ve günün birinde kesinlikle geri gelecek buu da biliyorum. sadece zamanı bekliyoruz sanırsam. ya bir diğer mesele de mezun olmuş olmak (henüz olamadı hala alttan dersim var bitane lanet olası okuma ma neyse) çok normal bir olay aslında bakarsak olması gerekiyor ama psikolojik olarak böyle ağırlığı olacağını bilmiyordum. tam yetişkin olma fikri beni çok korkutuyor.
Affedince Sancı Gitti
Geceye dönmeye yüz tutmuş akşam saatleri, medresemde artık gece kabul edilmiş bir vakit. Yatağımda zikir çekerken somut iki dostum ; tesbihim ve yorganım. Bir şeyler hissediyorum, kaburgalarımı sıkıştıran, nefesimi darlaştıran, midemin göğüsle bitiştiği yerden vuran bir sızı. Ve bir anda solunum normalleşti, bir nefesle kalktı. Sanki çok zamandır tanıdığım, taşıdığım o yük gitti. Sanki bir anda annemde doğmuş gibiyim. Öyle mi ? Sahiden öyle. Neyin tarifi bu? Sorusuna gecikmeyen saniyesinde bir cevap var kalbimden, fısıldadı : "Affetmek" dedi. "İnsan affedince böyle mi hisseder?" Dedim. " Tam olarak böyle." Dedi. Af yolunu tutun, buyuruyor Rabbimiz. Affı tavsiye ediyor, Efendimiz. Kainatın her zerresinde olduğu gibi işte bu öğütlerde de mükemmel bir hikmet . Üstelik bu sadece hissettiklerimiz. Söylemek isteyip sinemde tuttuğum ne varsa, bıçak yarası gibi sürekli kanayan bir yara da olsa, ağacın toprağa tutunması kadar kuvvetli inadım, yüzleşmeye korktuğum gerçeklerim, amellerim, isyanlarım ve ben. Hepsi karşıma geçiverdi affedince. Önce kendimi affettim, sonra onları (:, sonra herkesi. Bütün saydıklarımı bir tekneye koydum. Kendim yaptım bu tekneyi, ellerimle. Ve yine çok sevdiğim yerdeyim, deniz suyunu parmak uçlarımda hissediyorum. Ufuk orada. Tekneyi yavaşça bıraktım. El sallamadım bu sefer. Çünkü ben dönmesini istediklerime el sallarım...
Ne zaman öğreneceğiz bakalım, bir Müslümanın güzel meziyetlerini takdir etmeyi, ne zaman ? Hangi ilim, hangi eser bunu bizlere öğretecek merak ediyorum doğrusu. Şunu söyleyeyim, uhuvvet risalesi boşuna ve hikmetsiz yazılmadı. Oku geç, oku geç. Öyle mi ? Zübeyir Ağabey, "ibareyi anlamak başkadır, hakikatini anlamak başkadır." diyor. Neden söylenmiş acaba ? ...
Risale-i Nur