"Hayatın anlamı tam da, hayata anlam katmaktır, öyle değil mi? Yıllar değildir bizi yaşlandıran, aylaklık ve meraksızlıktır. "
Sayfa 24·Kitabı okuyor
Bunalım ve sorunlardan kurtulmak için ilk yapman gereken şey, başına gelen musibetlerin günahların sebebiyle olduğunu anlamandır. "Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizin kazandığı günahlar yüzündendir. Bununla beraber Allah, günahlarınızın pek çoğunu da affeder." (Şura, 30); "Sana ne kötülük dokunursa kendindendir" (Nisa, 70); "Bedir'de düşmanlarınıza verdiğiniz iki misli zarar, Uhud'da kendi başınıza gelince 'Bu musibet nereden?' diye soruyorsunuz, öyle mi? (Rasul'üm) de ki: Elbette kendi yaptıklarınız yüzünden." (Al-i İmrân, 165) Öyleyse Allah Teâlâ, senden, durumunu derhâl düzeltmeni ve kendisine dönmeni istiyor. "Biz de onları yalvarsınlar da tövbe etsinler diye şiddetli yoksulluk ve darlıkla yakaladık." (En'âm, 42)
Sayfa 247
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hz. Adem Cenab-ı Hakk'a isyan etti, İblis de öyle. İblis bir kere isyan etti. Hz. Adem'e secde edebilirdi, ama o etmedi. Hz. Adem de bir kere isyan etti. Ona "Şu ağaca yaklaşma." denildi, Hz. Adem dinlemedi. Aynı şey değil mi? Biri peygamber oldu diğeri şeytanlaştı ve lanetlendi. Aralarındaki fark neydi? İblis hatasını savundu, davranışına gerekçeler üretti. Ne zaman hatamıza gerekçe üretirsek bilelim ki şeytanın yolundayız.
Kamçı Süleyman
Nuh Usta, bir ziyaretçinin geldiğini Kaptan Diyavol Paşa'ya haber verdikten sonra Süleyman Reis içeri girdi ve elini göğsüne götürüp hafifçe eğilerek selâm verdi. Suratı bir cüzâmlı kadar beyaz olan Efendimiz, üşüdüğünden olsa gerek kızıl cüppesini sırtına almış, göğsünü kapatmaya çalışıyor, ama sarı tırnakları fazlaca uzun olduğundan düğmeleri iliklere geçiremiyordu. Bunun için Süleyman Reis'ten yardım istedi. Ancak Kırbaç Süleyman, anlatacaklarının verdiği heyecanla o anda yaptığı işin ne kadar küçültücü olduğunu idrak edememişti. Bir yandan sırma göğüs atkılarını ilikliyor, bir yandan da şunları söylüyordu: "Tatbikat başarıyla sonuçlandı. Borda ateşiyle 25 gülleden ortalama 20 tanesi hedefe isabet ediyor. Reisler, zâbitler ve porsunlar ne yapacaklarını biliyorlar. Tüfenkçiler de düzene sokuldu. Benden istediğin şeyi yaptım. Artık yapamayacakları şeyi yapmayı biliyorlar. Hem de... " Fakat Kaptan Efendimiz o anda, "Öfff! Yeter artık! Sıcak bastı! Çıkart şu cüppeyi! Çıkart! Çıkart!" diye bağırmıştı. Afallayan Süleyman Reis iliklediği düğmeleri bu kez çözmeye başladı ama ilikler çok dardı, içine sıkıntı basan Efendimiz Diyavol Paşa sinirli bir sesle ona şunları dedi: "Demek yapamayacaklarını artık yapıyorlar, öyle mi? Peki yapmak istemediklerini yapmalarını nasıl sağlayacaksın? Onlara yapamayacakları değil, yapmak istemeyeceklerini yaptırt. Artık her ne olacak ise bu şeyi yapabilirlerse, Amat'ta benden sonraki ikinci kişi sen olursun. Seni 'koca reis' ilân ederim. Haydi! Şimdi çık dışarı da, onların sadakatlerini ölç. Bakalım onlara söz geçirebilecek misin? Güverte tekrar sende!" Kırbaç Süleyman hem şaşırmış hem de sinirlenmişti. Seyir güvertesine inince küpeşteye yaslandı ve az ilerideki balıkçı köyüne baktı. Sahilden biraz uzakta, elinde şarap testisi ile kayığında
Sayfa 31·Kitabı okuyor
Atış serbest- Talim
Ortalık cehenneme dönmüştü. Fakat topçuların ilk denemelerindeki uyuşukluğuna köpüren Süleyman Reis adeta barut kesilmişti; öyle ki, bir tek kıvılcım adamın patlamasına yetecek gibiydi. Talim sürerken, seğirdim halatlarına asılıp top salya etmekten en nasırlı eller bile su topladı. O ağır gülleleri kaldırıp namluya sürmekten topçuların kolları koptu. Uskuncacıların, tomarcıların ve aylakçıların anası ağladı. Serin havaya rağmen herkes ter içinde kalmış, barut isinden suratlar kapkara kesilmişti. Fakat öğle vaktine doğru beklenmedik bir şey oldu: Toplardan biri geri teperken halkasını bordaya bağlayan seğirdim halatı koptu ve bu ağır silâh geriye doğru savrularak topçubaşına çarpıp adamcağızın bacağı üzerine devrildi. Topçubaşı acıyla feryat etmeye başlayınca, o yoğun dumana rağmen mürettebattan durumu gören bazı kişiler yardım edip kurtarmak üzere adama doğru koşturmaya kalktıkları an, güvertenin ortasında bir kırbaç şakladı. Süleyman Reis, "Bre gavatlar! Muharebede olsaydık demek ki top başından ayrılacaktınız! Ateşkes emri verilmeden bu gemide merhamete yer olmaz! Haydi yerlerinize! Yisa!" diye bağırdı. Zavallı topçubaşı, kolombornenin altında acıyla feryat ediyordu. Tıpkı musluktan akar gibi adamcağızın bacağında kan fışkırmaktaydı. Daha şimdiden zeminde büyük bir kan gölü oluşmuştu. Aylakçılardan biri barut dolu kovasıyla koştura koştura gelirken bu kan gölünde ayağı kaydı ve yere yuvarlandı. Ardından, Kırbaç Süleyman'ın bir baş işaretiyle buraya bir kova talaş döküldü. Eğer bir tomarcı, Amat'ın hekimi İbrahim Bey'e haberi yetiştiremeseydi topçubaşı kan kaybından ruhunu teslim edecekti. Bîçarenin bacağına kemer bağlayıp sıkan hekim, Süleyman Reis ortalıkta kalabalık istemediği için tam dört saat yaralı zabitin başında bekledi. Ancak öğleden sonra talim bitince,
Sayfa 29·Kitabı okuyor