Şimdi başka tahayyüllerde ummalardayken ezen benden ezberden unuttuğum,temaşadan kaçındığım, savdığım olmayanlardan farkın olan en büyük, en yüce duamdın, onlarla yetinemezdim zaten diyecek değilim zira şimdi ben limon sıkacağındaki kabuğun mahcubiyetiyle sizlere -üzerine alınacak tek mahluk limon ağacı, derinlerime işlenen sızıdır velhasıl varoluşumdan gelen- utancımla muhtacım çünkü sıkılacağımı bile bile suyumu verdim, ah hayır, limon konuşamaz ki! Evet, siz çoktan almıştınız mamafih öyle olmasını siz de gerektirmediniz yalnız sayesinden sıyrılmadan ağacında açarak şen şakrak boğuntuda yüzmek için limon yetişmezdi ki. Bardağınızdaki süs değilim diyorum. Hem, ne ise artık biliyorum fermuarı da yok limonun, üzerinde oluşacak yıldızları kapayamayacağından mıdır acaba? Susmak payına düşeceğinden olacak iş değil bilakis ekşilmezdi. Nüktesi yıldızların sarılıklarda çöle düşen ne münzevi ne de uçuşan azami kadar yakan tozların leke oluşunda sanırım.
(...) Görüntünüzü bozdum şimdi hâlbuki maviliğe selamınız da yoktu, hatırlar mısınız? Ne çok korkmuştunuz masanın üzerinde rükûya kalkıp sendeleye sendeleye kahkahaların kollarına kavuştuğumu? Oysa ne tatlıydı, Kassandra'yı anımsatan çehrem! O zamandandır ki bilirdim, yıldızım düşecek ama üzerimde oynanıp o altına çeviremediğiniz, hayat vaadedemediğiniz sanatınızla deşince ustanın heykeli yontarcasına eserine pürüzsüzlüğünü vereceğinden değil, hani ben savrulacağım ya çöpe, ondan. Merak etmeyin ama sundurmam hâlâ orada kalacak, güneş olmadan o vıcık vıcık beyaz küllerinizle serinlemeye devam edebilirsiniz. Şekerleriniz diyorum! Biçimlerinden öte verdiğiniz kalıplar onları öyle vıcık vıcık, yüklediğiniz simgelerden beri kül kül yapıyor.
(...) Aman! Sonrasını boş verin. Ölen ölmedi, giden kaldı, çöp kutusunun