Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. Küçük topluluklar olarak, birbirimizden bagımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız.
"Dürüstlüğün en iyi hayatta kalma stratejisi olduğunu düşünüyorduk, fakat yalan söylemeyi reddettiğimizde ne kadar kolay dışarıda kalabileceğimizi anlayınca ilkelerimizden vazgeçtik. Oyun bu, dedik, inatçı bir aday grup tarafından oynanıp yarışma dışı bırakıldığında. Omuz silktik. Nihayetinde kuralları biz koymamıştık."
Kimse kendisi değilken
-eklendi ve çıkarıldı çünkü-
bir daha bir daha
sıcak soğuk
mutlu, sıkıntılı kat be kat hepsi de kendisi örtüler altında ve maske o da ayıramaz artık hangisi sahici hangisi sahte oyun nerde başlar nerde biter sevgi nefret sevgi nefret elde kalan ne pörsümüş bir tin ve durmaksızın iç çekme…
Her şey oyun, ama o oyun bile bizim eserimiz değil. Ya kendimiz tırmanmışızdır onun yanına, ya başkaları bizi çıkarmıştır ya da zaten dağın doruğundaki evde doğmuşuzdur.
Çocuklar ayartıcı haz araçları ve medya vasıtasıyla tüketim ve pazarla buluşmuş; çocukluk ve hatta bebeklik oyun, oyuncak, beslenme, giyinme ve benzeri konularda vahşi kapitalizmin bir nesnesi hâline dönüşmüş durumda.