“Hakiki bilgi şeyin özünün kavranmasını gerektir.”
bu cümle bana bilgi dediğimiz şeyin sadece yüzeysel bir bilmek olmadığını gösterdi.bir şeyi gerçekten bilmek, onun en temel ve değişmeyen yanını, yani özünü anlamak demek.üzerinde düşününce aslında gündelik hayatta çoğu zaman yüzeyde kalan bilgileri öğreniyoruz ama bir şeyin özüne inmek çok daha derin ve kıymetli bir çaba.
akli idrak aslında dışarıdan aldığımız bilgileri kendi içimizde var olan suretlere, yani içsel imgelerimize yansıtmaktır.yani biz bir şeyi kesin olarak bildiğimizde,o şeyin bilgisini dışarıdan almakla kalmayız aslında kendi özümüzde zaten var olan bir sureti bilmiş oluruz.bu yüzden,akıl yoluyla bir şeyi bildiğimizde,aynı zamanda kendimizi de bilmiş oluruz.çünkü bu bilgi, bizim özümüze içkindir.bütün bunları düşününce şunu fark ettim,bilgi aslında sadece dışarıdan bir şey öğrenmek değil,aynı zamanda kendimizi de keşfetmek demek.çünkü akıl, bir şeyi kavradığında sadece o nesneyi değil,aynı zamanda kendi içindeki karşılığını da buluyor.bu da bana düşünmenin sadece bir eylem değil, bir özbilinç kazanma yolu olduğunu gösterdi.belki de bu yüzden insan bazen derin bir şeyi anladığında,o an sadece bir bilgiyi öğrenmiş gibi değil de, kendisiyle ilgili yeni bir şeyi fark etmiş gibi hissediyor.
+ibni sinanın akıl ile makul arasındaki ilişki üzerine yaptığı tartışmalar,benim için düşüncenin doğasını yeniden anlamamı sağlayan bir pencere açtı.akıl ile makûlün özdeş olamayacağı dikkatimi çekti.bazı filozoflar,insan nefsinin akledilirlerle yani düşündüğü kavramlarla tamamen özdeşleştiğini,hatta nefsin zatının akledilirlerin kendisi haline geldiğini söylemişler.ibni sina ise bu fikri neredeyse tamamen anlaşılmaz buluyor.ona göre nefis, düşünen bir varlık olarak nasıl olur da düşündüğü şeyle bütünüyle aynı hale