Özde

Güzelliğini çarmıh gibi taşıyan bir kadın: Lamia. Lamia'nın gölgesine sığındığı bir şeyh: Francis. Yasak aşk meyvesi bir oğul: Tanios. Başka bir kadın: Esma. Bir serüven ve sadakat romanı.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
"Titanic'te Rubaiyat! Doğu'nun çiçeği Batı'nın Çiçekliğinde! Ey Hayyam! Yaşadığımız şu güzel anı görebilseydim!"
Bana içimin derinliğinde ne olduğum sorulduğunda, bunda herkesin içinin derinliğinde ağır basan tek bir aidiyetin, bir bakıma kişinin derin gerçekliğinin, doğarken ebediyen belirlenen ve artık değişmeyecek olan öz'ünün var olduğu inanışı yatıyor; sanki geri kalanın, bütün geri kalanın -özgür insan olarak katettiği yolun, benimsediği inanışların, tercihlerin, kendine özel duygusallığının, yakınlıklarının, sonuçta yaşamının- hiçbir önemi yokmuş gibi.'
Ramazan cebinden bisürü resim çıkarır, karıştırır. -Bu benim oğlanın resmi... Bu askerlik hatırası. Bu kimdi Mahmur? O mu? Şey olacak... Eroin kaçakçısı Duman Ali.. -Bu da otel faresi Suphi... Resimler birbirine karışmış. Bul şu Fil’i be Ramazan! Mahmut’la Ramazan resimleri karıştırırlar, Fil Hamdi’nin resmini ararlar. -Çabuk ol Mahmut... Herif salebi içti, kaçacak... Bak, nasıl bakıyor etrafına! -Buldum, şu resim olacak. Tamam, ta kendisi! Şüphelendikleri adamın yanına giderler. -Hemşerim, şöyle dursana... Bir resme, bir de adamın yüzüne bakarlar. -Bir de yan dur bakayım. -A-ah, benzemiyor be Ramazan. -Bikez de komiser bey görsün Mahmur. Belki o benzetir.
Maçtan çıktık. Musa, fır fır öttürüp bize yol açıyor. Düzlüğe çıkınca, -Arabaya binelim dedi. Binelim binmesine, ama nasıl bineceğiz? Ben diyeyim beşyüz kişi, siz deyin bin kişi, araba, otobüs bekliyor. Bir boş araba geldi mi, yüz kişi birden koşuyor. -Bize iki günde sıra gelmez. Musa, -Sen dur! Dedi. Önümüzden bir taksi gerçekten, cebinden düdüğü çıkarıp fıır fıır öttürdü. Düdüğü öttürmesine, hızla giden taksi döndü, geldi önümüzde durdu. Biz taksiye bindik. İşin şaşılacak yanı, boş arabaya saldırmadı. Arabada, -Ulan Musa, yoksa sen trafik müdürü mü oldun? Dedim. Parmağını dudağına götürüp "sus" işareti yaptı.