özge

sultan abdülmecid ve hayvan sevgisi (!)
Şayet doğruysa Sultan Abdülmecid kuşları, özellikle sevdiği bülbülleri yakalayan kedilerden hoşlanmaz­ dı. Bu yüzden tutulan her kedi için beş kuruş verirdi. Kedi­lerin parasını vermeye Serafinoviç isminde bir bahçıvanı me­mur etmişti ve yakalananlar Riva'ya gönderilirdi. Yine ne derecede doğru olduğunu bilmediğim bir anlatıya göre Tepe­ delenli Ali Paşa, Lion isimli sapsan kedisini, Hurşid Paşa'nın üstüne atlayıp onu tırmalayınca idam ettirmişti. Bu arada 1904 yılına ait bir soruşturmada bir paşa ve katibinin kedile­ri ve köpekleri işkenceyle öldürdüğü anlaşılıyordu. Hatta bu kedilerden bazıları sahip oldukları köpeklere boğdurtulmuş­tu. Başağalardan Dilaver, kendisine yöneltilen, "Paşa hazret­lerinin kendi köpeklerine bir hayvan boğdurduğunu gördü­nüz mü? Veya kurşunla köpek kedi bir şey itlaf ettirdi mi?" sorusuna katibin bahçedeki üç kediyi öldürdüğünü, paşanın bahçeden izlediğini, bir sokak köpeğini de kendi köpeklerine öldürtürken eğlendiğini söylüyordu. Başbahçıvan Süleyman Ağa başağanın emriyle nhtım üzerinde öldürülmüş olan ke­dileri denize attıklannı belirtiyordu.
Reklam
Kargalar, 1920'lerden itibaren hayvan katliamlarının öznesi olmayı, hem de giderek artan bir dozda sürdürdü. Bu sis­ tematik yok etme çabalarının asıl çerçevesini 1924 yılında çı­karılan Muzır Hayvanların ltlafı Hakkındaki 13 maddelik ya­sal düzenleme oluşturdu.
1935 yılında da görevlendirdikleri her memura bir ay­da getirmeleri gereken asgari kuyruk sayısı tespit etmişler­di. Belirlenen rakamdan aşağı köpek kuyruğu getirenin işine son; şayet kuyruk sayısı belirlenenden fazla çıkarsa bu sefer de mükafat verilecekti.
Sayfa 108
Kuyruk başına prim
İstanbul Bele­diyesi ve Himaye-i Hayvanat Cemiyeti ibaresini gördüğüm her an değişik bir ruh haliyle bilgiye odaklanıyordum, çün­kü özellikle belediye acımasız işlere imza atıyordu. Bunlar­ dan biri, değindiğim gibi halkı köpek katliamlarına dahil et­ me çabalarıydı. Böyle bir yaklaşım, bana kalırsa tarihin kay­dettiği en büyük gafletlerden biriydi. Bu son derece acıma­sız teşvik tarzı, büyük olasılıkla Osmanlı lmparatorluğu'nun son yıllarından miras kalmıştı. 1914 yılında yazılan bir ya­zıda, yazar kulağına çalınan bir dedikoduyu paylaştı. Buna göre belediye "köpeği öldürüp de kuyruğunu vesika olarak gösterenlere beş kuruş ikramiye veriyor[du]''. 1919 yılın­da belediye köpeklerin başına beş kuruş verme politikasını sürdürmekteydi. Hatta kimi açıkgöz ve açgözlüler kuyruk­ları ortadan bölerek kuyruğu iki kez gösteriyorlar ve alacak­ları parayı katlıyorlardı.
Sayfa 105
kuduz ve köpekler
1922 yılında belediye, görülen kuduz vakalarından do­ çlayı sokak köpeklerinin öldürüleceğini açıkladı. İşi bunun­la da bırakmadı ve tasmalarının üzerinde adres yazmayan tüm köpekleri önce serseri ilan etti ve öldüreceğini duyurdu. Dr. John Patterson, ku­duzun haddinden fazla abartıldığını, zira sahipsiz köpekle­rin son derece yaygın olduğu lstanbul'da nadir görüldüğü­nü söylüyordu. İkdam gazetesinin paylaşuğı bir istatistiğe göre 1914-1922 yılları arasında Daülkelp/Kuduz Hastahanesi'ne 7.029 kişi müracaat etmişti ve içlerinden 17'si vefat etmişti. 1906 yılında İstanbul'da doğan, 1922 yılında şehirden ayrılan Spataris, herhangi bir köpeğin çocuk ısırmadığını ve hiçbir kuduz va­kası duymadıklarını söylemişti. Bu ifadelerin çok da anlam­sız olmadığını Kadıköy Belediyesi'nin veterineri Ali Rıza Bey de, 1932'de her tarafta kuduz söylentileri olmasına rağmen seneden beri görevde olduğunu, sahipli-sahipsiz binlerce kö­peği muayene ettiğini ve gerçek manada bir kuduz vakasına rastlamadığını söyleyerek ispatlıyordu.
Sayfa 98
Reklam