özge

Binlerce köpeğin acılar içerisinde ölmesinin ardından söz konusu köpek sürgününe yurtdışından çeşitli tepkiler geldi. Gerçi Amerikalı öğretmen Mary Milis Patrick gibi, köpek­lerin medeni şehirlerde olmasını doğru bulmadığından Jön Türklerin sürgün kararını alkışlayanları da vardı ama kö­peklerin sürülerek katledilmelerine itirazlar da yükselmiş­ti. Claude Farrere, medeniyet gerekçesiyle yapılan bu sür­günü "aptalca cinayet", "menfur katliam" olarak görüyor­du. Aynı zamanda bu hadiseden "gerçek Müslüman Türk­leri tenzih etmek" gerektiğine inanıyordu, çünkü katliamın vebalini gerçek Müslüman Türklerden ayırdığı "yan Garplı Türk[lere], Jön-Türklere" yüklüyordu. Petersburg'taki hayvanları koruma derneği üyeleri adına başkanın gönderdiği yazıda bu "bedbaht" köpeklerin "rahi­mane" bir surette bakılmaları ya da acısız biçimde öldürül­meleri talep ediliyordu. İstanbul köpeklerinin adada, aç bi­ ilaç bırakılarak gayet feci bir ölüme mahkum edilmesi, doğ­rusu Avrupa'da büyük yankı bulmuştu. Himaye-i Hayvanat Cemiyeti'nin Zürih şubesinden gönderilen mektupta, yapı­lanlardan duyulan hoşnutsuzluk ifade ediliyordu. Bu hhadise, Paris'te eğitim alan Türkler ile Fransızlar arasında da­hi gerginliğe neden olmuş, Fransızlar Türklerin ellerini sık­maktan imtina etmeye başlamışlardı.
Sayfa 81
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Artık Av­rupa'daki gibi burada da kaygılar, en azından iktidarı elin­de tutanlar ve onlarla saf tutan pek çok yazar için neredey­se tamamen insan merkezli oldu. Gelgelelim mevcut bakış açısını değiştirip de dönüşen Türkiye'nin modernleşmecile­ri, iki işi birden, dönüşürken sorgulama/düşünme işini ya­pamamışlardı. Bu büyük bir hataydı, çünkü kolaya kaçarak süratle dönüşmüşlerdi ama bir ucubeye: Ne Doğulu, ne Ba­tılı olabilmişler; ne eskinin iyilerini tutabilmişler ne de yeni­nin gereklerini yapabilmişlerdi. Sonuç mu? Büyük hezimet, yanında şiddet, vahşet, tahammülsüzlük, kriz ve milyonlar­ca hayvan ölüsü ...
Sayfa 40
Eskiden daha çok gündelik rahatsızlıklarla köpeklere yapılan mü­dahaleler, giderek simgesel ve politik bir mahiyet kazandı. II. Mahmud döneminden itibaren yapılmak istenen, halk­tan gelebilecek tepkileri minimumda tutarak sokakları hay­vanlardan temizlemek, payitahtı ve imparatorluğu modem­ leştirmekti. 19. yüzyılın ikinci yarısımda bazı yazarlar ve ga­zeteler başta köpekler olmak üzere kedilere ve kuşlara kar­şı kuşkucu ve mesafeli olmaya başlamıştı. II. Meşrutiyet dö­neminde de karar alıcılar, yepyeni bir İstanbul için gözleri­ni iyice karartarak köpekleri kademeli şekilde sürgün ve im­ha etmek istemişlerdi.
Sayfa 18
Zira karga ya da kedilerin doğrudan bir insanın canına kastettiği ya da köpeklerin planlı bir şekilde insanlara savaş aç­tığı ne görülmüş ne de duyulmuştu. Bana kalırsa onlara yö­nelebilecek muhtemel yardımları ve acıma duygusunu boşa çıkarabilmek için asıl hüviyetlerinden arındınlarak katledilmelerine daha sağlam meşruiyetler üretiliyordu.
Sayfa 17
Gittikçe artan bir şekilde, sadece ilaçlara ince ayar yapmaya kafayı takmak yerine, manik-depresif öznenin hayatını bağlama yerleştirmemiz gerekmektedir. Yükselişlerin ve düşüşlerin ayrıntılarını incelememiz ve her şeyi açıklamak için biyolojiye sığınma kolaycılığına direnmemiz gerekmektedir. Manik-depresyonun, belirsiz ve yardımcı olmaktan uzak bipolar spektrum bozuklukları kavramından dikkatlice ayrıştırılması şarttır. Manik-depresyonu tanımlayan motifler yolu ile tanı konması gerekmektedir. Bu motifler, fikir uçuşması, dünyayla özel bir bağlantıda olma hissi, hatanın salınımı ve iyi ile kötü arasında kategorik bir ayrım yaratılmaya çalışılmasıdır. Böylesi ayrıntılı bir yaklaşımla tanı koymak için gerekli olan zamanın bu yaklaşımı benimsemek isteyen klinisyenlere bile tanınmıyor olduğu gerçeği oldukça üzücüdür. Tarihçeyi ve ayrıntıları süpürüp atmak tam da manik-depresyonun yarattığı şartları desteklemektir.
Sayfa 127