Binlerce köpeğin acılar içerisinde ölmesinin ardından söz konusu köpek sürgününe yurtdışından çeşitli tepkiler geldi. Gerçi Amerikalı öğretmen Mary Milis Patrick gibi, köpeklerin medeni şehirlerde olmasını doğru bulmadığından Jön Türklerin sürgün kararını alkışlayanları da vardı ama köpeklerin sürülerek katledilmelerine itirazlar da yükselmişti. Claude Farrere, medeniyet gerekçesiyle yapılan bu sürgünü "aptalca cinayet", "menfur katliam" olarak görüyordu. Aynı zamanda bu hadiseden "gerçek Müslüman Türkleri tenzih etmek" gerektiğine inanıyordu, çünkü katliamın vebalini gerçek Müslüman Türklerden ayırdığı "yan Garplı Türk[lere], Jön-Türklere" yüklüyordu. Petersburg'taki hayvanları koruma derneği üyeleri adına başkanın gönderdiği yazıda bu "bedbaht" köpeklerin "rahimane" bir surette bakılmaları ya da acısız biçimde öldürülmeleri talep ediliyordu. İstanbul köpeklerinin adada, aç bi ilaç bırakılarak gayet feci bir ölüme mahkum edilmesi, doğrusu Avrupa'da büyük yankı bulmuştu. Himaye-i Hayvanat Cemiyeti'nin Zürih şubesinden gönderilen mektupta, yapılanlardan duyulan hoşnutsuzluk ifade ediliyordu. Bu hhadise, Paris'te eğitim alan Türkler ile Fransızlar arasında dahi gerginliğe neden olmuş, Fransızlar Türklerin ellerini sıkmaktan imtina etmeye başlamışlardı.