yepyeni bir katmanı analizine dahil etme arayışında olduğunu ele verir: öznellik ya da daha doğrusu özneleşme, iktidar gibi hep bir ilişki olarak kavranması gereken kendilik. Foucault bütün toplumsal sathı kuşatan, bireyleri sarıp sarmalayan iktidar ağı içinde direnişin mevzisi olarak kişinin kendiyle kurduğu ilişkiyi işaretler. Foucault’yu bu silik karakterlerden, onun deyimiyle “şiir- yaşam”lardan geriye kalan birkaç satırı okurken sarsan şey her neyse onu yeni bir düşüncenin peşinde koşmaya sevk etmiş görünüyor. Bizim içinse bu metin en azından Foucault’nun yönteminin özgünlüğünü ve iktidar kavrayışının inceliklerini anımsamamıza vesile olabilir. Tarihin sahnesinde başrolü kapmış gibi görünenlerdense o sahnede yer bulamamış olanlara, iyi ya da kötü bir şöhret yakalamış olan görkemli figürlerdense sıradan insanların unutulmaya yüz tutmuş silik yaşamlarına odaklanırken Foucault her yere uzanan, yaşamı her yönüyle sarmalayan iktidarın homojen bir blok değil, fokurdayan bir tencere gibi bütün konumların her daim yeniden dağıtıldığı heterojen ve dinamik bir bütün teşkil ettiğinin altını çizer.