özge

yepyeni bir katmanı analizine dahil etme arayışında oldu­ğunu ele verir: öznellik ya da daha doğrusu özneleşme, iktidar gibi hep bir ilişki olarak kavranması gereken kendilik. Foucault bütün toplumsal sathı kuşatan, bireyleri sarıp sarmalayan ikti­dar ağı içinde direnişin mevzisi olarak kişinin kendiyle kurduğu ilişkiyi işaretler. Foucault’yu bu silik karakterlerden, onun deyimiyle “şiir- yaşam”lardan geriye kalan birkaç satırı okurken sarsan şey her neyse onu yeni bir düşüncenin peşinde koşmaya sevk etmiş gö­rünüyor. Bizim içinse bu metin en azından Foucault’nun yön­teminin özgünlüğünü ve iktidar kavrayışının inceliklerini anım­samamıza vesile olabilir. Tarihin sahnesinde başrolü kapmış gibi görünenlerdense o sahnede yer bulamamış olanlara, iyi ya da kötü bir şöhret yakalamış olan görkemli figürlerdense sıradan insanların unutulmaya yüz tutmuş silik yaşamlarına odaklanır­ken Foucault her yere uzanan, yaşamı her yönüyle sarmalayan iktidarın homojen bir blok değil, fokurdayan bir tencere gibi bütün konumların her daim yeniden dağıtıldığı heterojen ve di­namik bir bütün teşkil ettiğinin altını çizer.
Sayfa 11
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Foucault’nun metindeki temel manevralarından biri disip­liner iktidarın özgüllüğünü vurgulamak için hiçkimsenin kaça­madığı o resmi kayıt ve kütüklerin aleniliğini ve kalıcılığını, ön­ceki dönemlerde Kilise’nin kötülüklerle baş etme metotlarından biri olan günah çıkarmanın mahremiyeti ve uçuculuğuyla karşıtlaştırmaktır: af mekanizmasının yerini on yedinci yüzyıldan itibaren bir kayıt mekanizması alır. Bugün tüm hayatı kuşatan “veri” bulutlarının bir önceli olduğunu söyleyebileceğimiz bu kayıtlar, Foucault’ya göre, toplumun siyasi konfigürasyonunda bir dönüşümün, bu konfigürasyonun etrafında şekillenen yeni bir kurumlar ağının ve bilme biçiminin nişanıdır.
Sayfa 8
Denilebilir ki hayallerinizin erkeği ya da kadınıyla veya esa­sen hayatınızın herhangi bir tutkusuyla karşılaşmadan önce gene­le yayılmış ve boşlukta asılı bir hüsran hissederken, bu mucizevi nesneyi bulmanız hüsranınızın kaynağını tespit etmenize yarar. Aşık olmak, tutkunuzu bulmak, sizi neyin hüsrana uğrattığını tespit etme, tasvir etme ve ortaya koyma girişimleridir.
Sayfa 24
Aris­toteles'e göre köleler canlı araçlardır ve bu esas üzere Aristoteles, cansız araçlar, kölelerin gördüğü işleri görmeyi başarabilselerdi köleliğe ihtiyaç kalmayacağını kabul etmeye hazırdır. Eğer her araç, Daedalus'un heykel­leri gibi, başkasının iradesine boyun eğip ya da gerekeni söylenmeden ya­pıp kendi işini kendi kendine görseydi ... dokuma tezgahı kendi kendine dokusa ve mızrap lirin tellerine kendiliğinden vursaydı, ne idareciler hiz­metkarlara ihtiyaç duyarlardı ne de efendiler kölelere. Demek ki Aristoteles, bir otomasyon çağında yaşasaydı belki de köleliği savunmayacaktı.
Sayfa 110