Kitaba ismini veren katedral, 1134 yılında Paris’in silüetine yerleştirilmiş Gotik mimarinin en etkileyici örneklerinden biridir. Hugo, katedrali öyle detaylı ve etkileyici biçimde betimliyor ki yapı adeta nefes alan bir organizmaya dönüşüyor. Notre Dame katedrali 19.yy ilk çeyreğinde bakımsız ve virane haldeyken Hugo’nun bu müthiş kitabı sayesinde fark edilir hale gelmiş ve restore edilmiştir. Ne acı ki bu tarih ve mimari harikası yapının bir bölümü, geçtiğimiz yıllarda meydana gelen bir yangında büyük zararlar görmüştür.
Notre Dame’ın Kamburu 1831 senesinde yayınlamıştır. Dolayısıyla yaşanmış bitmiş bir ihtilal sonrasına denk gelen bu eserin karanlık bir atmosfere sahip olduğunu söylemek yanıltıcı olmayacaktır. Kitap her ne kadar 19. yy eseri olsa da anlattığı hikayenin yaşandığı dönem 15. yy zarfındadır. Eserin herkesçe bilinen kahramanı Notre Dame’ın kamburu yani Quasimodo kambur, tek gözlü, çirkin biridir. Notre Dame’ın dev çanlarını çalmaktan duyma yetisini de kaybetmiştir. Kilisenin başrahibi tarafından bebekken evlat edinilmiş ve büyütülmüş bu adam, rahibe karşı sonsuz minnet ve sevgi beslemektedir. O, dış görünüşü ile kilisenin üzerindeki canavar heykellere benzetilsede aslında en güzel, en yakışıklı insanlardan daha iyi, daha merhametlidir.
Bir diğer karakter ise Esmeralda adındaki güzeller güzeli çingene kızıdır. Başrahip, Quasimodo ve Phoebus’un yolları Esmeralda ile kesişir ve olaylar gelişmeye başlar. Kitabın konusuna sıradan bir aşk hikayesi diyemeyiz. Eser bir yandan, adaletin ne kadar hassas bir denge gerektirdiğini ve yanlış yönlendirilmiş kitlelerin getireceği felaketlere karşı adeta uyarıcı nitelik taşırken bir yandan da 11 yy dan başlayarak bir Paris ve Parisli portresi çizmektedir.