İnsan olmak, etiyle kemiğiyle gerçek insan olmak bile ağır gelir bize; utanırız bundan, insan olmayı ayıp sayarız, eşi görülmemiş soyut, ortalama insanlar olmaya çabalarız.Ölü doğmuş varlıklarız biz ve çoktandır canlı babalardan üreyemiyoruz ve bu durum gittikçe ve gittikçe daha çok hoşumuza gidiyor.
Derler ki, Kleopatra (Roma tarihinden örnek verdiğim için özür dilerim) cariyelerinin göğüslerine altın iğneler batırmayı sever ve onların çığlıklarından ve kıvranmalarından zevk alırmış.Şimdi siz bu dönemin, izâfi olarak, barbarlık dönemi olduğunu öne süreceksiniz.İyi ama şimdi de barbarlık dönemini yaşamaktayız, çünkü (yine izâfi olarak söylersek) şimdi de iğne batirilmaktadir insanlara; şimdi de insanoğlu barbarlık dönemlerine kıyasla doğru düşünmeyi öğrenmiş olsa da tam olarak aklın ve bilimin gösterdiği yoldan gitmeyi öğrenememiştir.
(1914 savaşı) Bu genel durum benim için de gençliğimin elem verici düşüncelerinden sanki bir kurtuluş saati olmuştur.Bugün, gösterişli bir şevk ve heyecanla diz çöktüğümü ve böyle bir devirde yaşayabilmek mutluluğunu verdiğinden dolayı Tanrı'ya şükrettiğimi söylemekten utanıyorum.
Ağabey, benim düşüncelerimi garip bulma!.. Ben çocukları ata benzetirim. Atlara küçük yaşlarında,daha vücudlari teşekkül etmeden eyer vuruldu mu,kavrulur ve cüce kalırlar. Çocukla da küçük yaşlarında okuturlursa kafaları aynı hale uğrar. Senin çocuğuna karşı yanlış hareket ettiğini ben hissetmiş ve görmüştüm. Fakat sana birşey söylemedim. Çünkü sen bir profesördün!..
En keskin gülyağı, siyah gülden elde edilir. Neden bilir misiniz? Arının gözü bileşik gözdür. Birçok gözden oluşan âdeta bir prizma gibidir. Güneş ışığının tayfina ayırdığından, arı, herşeyi yedi renkli olarak görür. Siyah rengi göremez.Siyah gül,keskin kokusu ile arıları kendine celb edip döllenmesini sağlar.Tipki tenâsül uzvu olmayan deniz kaplumbağasının dişisinin kumsalda açtığı bir çukura bıraktığı yumurtalara belli bir müddet bakarak bunları gözünden çıkan bir şua ile döllenmesi gibi...