Haziranda Ölmek Zor'u bana imzalatmaya gelen kimi dostlar, sevgiyle soruyorlardı:
"Haziran’da ölmek zor da, Temmuz’da, Ağustos’ta, Mayıs’ta kolay mı?"
Ben de şöyle diyordum onlara:
"Dilerim on üçüncü ayda ölesiniz!"
"On üçüncü ay yok ki!"
"Öyleyse çok yaşayın!"
Kitapların adlarının bir anlamı, bir gerekçesi vardır elbet. Benim ülkemde haziran, gül-gelincik-kiraz ayıdır. Yoksunluklarla geçen kıştan sonra gelen allı-güllü haziran, gerçek bir şenlik, bir şölendir. İsterim ki hiçbir canlı acı çekmesin, ölümün yüzünü görmesin bu güzel ayda.
...
Hasan Hüseyin Korkmazgil’in yaşamı boyunca sürdürdüğü mücadele, onun şiirine sinmiştir. Hapisler, yoksulluk, yasaklar, baskılar… Tüm bu zorluklar, şiirinde yalnızca konu olarak değil, dilin kendisinde de yer bulur. O nedenle Korkmazgil’in dili, yalnızca bir ifade biçimi olmaktan çıkmış ve sosyal bir direniş aracı hâline gelmiştir.
Korkmazgil’in anlatımı, aynı zamanda bir tanıklıktır. “Haziran’da Ölmek Zor” yalnızca bir bireyin –Nazım Hikmet’in, Deniz Gezmiş’in ya da bir devrimcinin– değil, tüm bir halkın ölüme, umuda ve mücadeleye dair yazılmış sözlü tarihidir. Dil, burada bir ifade aracı olmaktan çıkar; bir direniş biçimine dönüşür.
Bu eserin dizelerinde yankılanan ses, yalnızca geçmişin değil, bugünün de sesidir. Çünkü Haziran’da Ölmek Zor, zamana sıkışmayan bir çığlıktır. Bu şiir, hafızayı diri tutar; unutmamak için, susmamak için, yazmak kadar yaşamanın da bir direniş olduğunu hatırlatır. Ve Haziran hâlâ zor olsa dahi şiirle konuşmayı sürdüren bir halk varsa, hâlâ umut da vardır.