Bazı kitaplar vardır; edebî değeriyle değil, hayatımızdaki yeriyle hatırlanır. Benim için Lütfi Gülşen'in bu kitabı da tam olarak böyle bir kitap. Henüz birinci sınıfa yeni başlamışken, yazarı okulumuza imza gününe gelmişti. Yanlış hatırlamıyorsam kitabı da o gün almıştım. Bugün dönüp baktığımda kitabın olay örgüsünü, karakterlerini ya da anlatım tekniğini uzun uzun değerlendiremem. Ama şunu çok iyi hatırlıyorum: O kitabı sayısız kez okumuştum. Belki onlarca, belki yüzlerce kez. Hatta öyle ki içindeki hikâyeleri ezbere bilir, karşıma çıkan herkese anlatırdım. Anneannemi ve dedemi oturtup kitaptan bir hikâyeyi onlara okuduğumu bile hatırlıyorum. Bir kitabın başarısı bazen eleştirmenleri etkilemesinde değil, bir çocuğun dünyasında kendine yer açabilmesindedir. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ onu hatırlıyorsam, demek ki o küçük yaşlardaki hayal gücüme dokunmayı başarmış. Bugün kitabın kendisinden çok, bana yaşattığı heyecanı ve okuma sevgisini hatırlıyorum. Belki de bir çocuk kitabı için bundan daha büyük bir başarı yoktur.