Uzaklardan bir ses olmanı isterdim, bir selam, bir nefes... 'Üşüme' diye seslenmeni isterdim... Bir el olmanı isterdim, bir kol... 'Özledim' deyip sarılmanı... En karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim kınalı bir bahar gibi, umut ışığı olmanı isterdim hayatıma... Gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna, ağlasaydım doya doya... Geçerdi üşümesi yüreğimin, geçerdi üşümesi bilirim. Kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı... Gelseydin de bu defa üzüntüden değil mutluluktan ağlasaydım...
...
Gülüyorsun dipsiz kuyu oluyor
Yanağında gamzelerin
Ve ben içine düşüyorum
Her seferinde
Sakarlığında gençliğimin
Sonra mı?
Sonrası malum
Çaresiz şiir sancıları çekiyorum
Kıyısında gülüşünün
Ve şiirler dokuyorum
İlmek ilmek gamzelerine
Derdim ne mi?
Özledim
Ya çık gel geçeyim kendimden
Ya da sen geç benden
Kalayım birbaşıma ben
Bir de bende sen
Mütemadiyen...
Çok öskedim seni. Öskedim, bizim doğu dialektinde özledim demektir. Neyini, nereni, hangi halini desem ki? Sesini öskedim örneğin. Yüzünü, şeytan çocuk gülüşünü, öfkeni, yeryüzünü ve kaskatı canımı ısıtan varlığını. Şükür varsın. Oturup “nasılsın” diye açabilir insan. Sevinebilir, övünebilir, ağlayabilir insan. Ne tuzsuz şeydi şu dünya be. Geldin, buldun, şenlendirdin, insan ettin beni. Yemeyip içmeyip, yatmayıp-uyumayıp, seni anlatmalı bu yürek.