10/10
·500 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 22:49
Keşke duyabilseydi pişmanlığımı. Keşke yaşadığım acıyı duyumsayabilseydi. Keşke bilseydi onu ne kadar çok sevdiğimi. Keşke... ◇ KEŞKE, uzun zaman sonra duygu ve düşüncelerimi derinden etkileyen, bana yeni bilgiler kazandıran bir kitap oldu. Neden daha önce karşıma çıkmamış? Daha önce neden okumamışım ? Her şeyin doğru bir zamanı olduğuna inanırım ve bence kitabı anlayabileceğim en doğru zamanda okudum. ◇ Kitabımız ülkemizin 1940 - 1980 yıllarına bir nevi ışık tutuyor. Dönemin eğitim ve siyasi yanını bizlere Köy Enstitüleri'nde eğitim almış iki öğretmenin hikayesi üzerinden anlatıyor. Köy Enstitüleri'nin kuruluşundan kapanmasına, kapanmasının nedenlerine ve dönemin iç ve dış siyasetini okuyoruz. Yazarın konuyla ilgili yaptığı araştırmalar kitabın sonunda kaynakça kısmında yer alıyor. ◇ Köy Enstitüleri denilince akla ilk olarak İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel geliyor. Köylere öğretmen yetiştirmek için kurulan bu enstitülerde tarih, coğrafya gibi derslerin yanında ziraat, dikiş nakış, hayvancılık, marangozluk, müzik, tiyatro gibi çeşitli dallarda da eğitim veriliyordu. Günümüzdeki eğitim anlayışından çok farklı olarak uygulamalı eğitim gördüler. Doğruyu söylemek gerekirse onları çok kıskandım. Öğrencilerin her alanda yetiştimelerinin sağlanması o dönem için çok büyük bir şeydi. Benim bu konu hakkında çok fazla bir bilgim olmadığı için her sayfayı merak içerisinde çevirdim. ♡ Fikret ve Sabia öğretmenin hikayesi ise aşk, fedakarlık, özlem ve pişmanlık dolu. Zamanında söylenmemiş, eksik bırakılan her cümlenin ağırlığı altında birbirlerinden ayrı geçirdikleri yıllar. Hayatın onları tekrar bir araya getirmesi ise tesadüf mü kader mi ? Tarık, Doktor Sabia, Fatma, Mehmet, Fikret ve Öğretmen Sabia. Kaderleri birbirlerine bağlanmış 6 kıymetli insan. Her birinin
Edebiyat
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,013 okunma
Puan vermedi·
Merhaba kitap dostlarım Keşke,özlem ya da pişmanlık ifadesidir” Kitap Türkiye’nin 1940-1980 yılları arasındaki tarihi süreçleri ele alırken bunun yanı sıra Köy Enstitülerin kuruluş aşamasında yaşanan zorluklar, herkesin canla başla gayret göstermesi ve ülkenin dört bir yanına açılan köy enstitülerinin toplum ve halk için nasıl güzel sonuçlar verdığin görülmesi. Enstitülerde sadece teorik bilginin yanında kız ve erkek öğrencilerin hayatın her alanına yetiştirilme ve gönderildikleri her köyde her ilçede bir Fener gibi çevrelerini aydınlatmaları öğrendiklerini uygulamaya başlamaları toplumsal olarak kalkınmanın o dönemde yaşanan savaş ve maddi yoklukların iyileşmesi için adeta ilaç gibi geliyor enstitüler. Fikret’in günlük gibi yazdığı mektuplarından Sabia ile yaşadığı büyük aşkı araya giren engellere rağmen yüreklerinden atamadıkları kocaman bir sevdanın hikayesinde anlatıyor yazar. O zamanki Türkiye’de yaşanan yasaklar, baskılar ve korkulara rağmen bu ülkenin geleceği için kendi çıkarlarından vazgeçenlerin hikayesini anlatıyor aynı zamanda kitap. Aslında senaryo değişmiyor hep aynı taktik işliyor, bir milleti bütün olarak yok etmek zordur ama parça parça olursa lokmalar halinde yok etmek her zaman kolaydır. Aynı geçmişi farklı açılardan yorumlayan, farklı sonuçlar çıkaran bir toplum haline getirildi kimi miz kendini doğulu, kimimiz kendini batılı görmek istedi. Meselemiz vatanımıza sahip çıkmaksa, kimin sağda kimin solda durduğunu ne önemi var. Birlik olmayan toplumlar zayıflar, bütünlüğüne sahip çıkamaz. İleride sahip olduklarımızın değerini bilmemiz gerekir. Birbirimizle uğraşmaktan, kin büyütmekten ve birbirimizi küçümsemek ekten vazgeçip olaylara geniş bir pencereden bakmayı öğrenmemiz gerekiyor bunun da en güzel yolu eğitimden geçiyor. Eğitimli kişileri yönetmek
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,013 okunma
Reklam
6/10
·464 syf.··
2026 43. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 19:06
Üçlemenin ilk kitabı. Herkes ölüp bitiyordu. Bense yarıda bırakmamak için çaba gösterdim. R. F. Kuang çok başarılı bir yazar. Kitapları ödüllü ve bestseller. Sarı Yüz kitabını okudum, çok da beğendim. Ama bu kitabı abartmayı anlamadım. Fantastik bir kurgu. Ama anlatılan tarih ve trajedi bana geçmedi, yüzeysel kaldı. Karakterlerin bağları da aynı şekilde. Birine bir şey olunca diğerleri niye bu kadar üzülüyor, ne öyle çok paydalarınız oldu ne de samimiyetiniz. Ama uğruna dünyaları yakıyorsunuz?.. Zayıf bir kurgu ve evren bana göre.
Haşhaş SavaşıR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20232,085 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 10:06
Ak Topraklar, Selçuklu dönemine yakın bir tarihsel atmosferde, Anadolu’nun şekillendiği yılları ve bu coğrafyada yaşayan insanların hayatını anlatıyor. Başta açıkçası içine girmekte zorlandım. Dönemin dili ve anlatım tarzı okuma hızımı oldukça düşürdü. Hatta bazı yerlerde geri dönüp tekrar okumak zorunda kaldım. Ve sürekli kitabı yarım bırakmak arasında gidip geldim. Ama sonunda bitirmeyi başardım Zamanla hikâyeye biraz daha alıştım ama yine de kolay bağ kurduğum bir kitap olmadı. Daha çok sabır isteyen, yavaş ilerleyen bir okuma oldu benim için.. Genel hissim: Kolay okunmuyor ama dönemin atmosferini hissetmek isteyenler için farklı bir deneyim. Aslı Utlu
Ak TopraklarEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 2021345 okunma
3/10
·184 syf.··
2026 346. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 16:05
Zweig benim gözümde insan ruhunu en iyi anlatan yazarlardan biri. Bir insanın içindeki çatışmayı, korkuyu, tutkuyu, pişmanlığı öyle bir anlatır ki karakterler sayfadan çıkıp karşınıza oturur. Clarissa'da ise bunu hissedemedim. Kitap boyunca sürekli bir film izliyormuşum hissi vardı. Hatta bana biraz Pearl Harbor filmini hatırlattı. Savaşın gölgesinde yaşanan bir aşk, ayrılıklar, tesadüfler, yıllara yayılan bir özlem... Kulağa etkileyici geliyor ama beni bir türlü içine çekemedi. Sorun hikâyede değil aslında. Sorun, hikâyenin bende bir duygu uyandıramamasında. Clarissa'nın yaşadıklarına üzüldüm elbette ama onunla birlikte üzülmedim. Arada bir mesafe vardı ve o mesafe hiç kapanmadı. Zweig'in diğer eserlerinde karakterlerin zihnine girer, onlarla birlikte nefes alırsınız. Burada ise olayları dışarıdan izledim. Bir şeyler oldu, insanlar ayrıldı, yıllar geçti ama ben hep seyirci olarak kaldım. Kötü bir kitap mı? Hayır. Ama Stefan Zweig'in kaleminden çıkmış olmasaydı muhtemelen dönüp tekrar hatırlamayacağım kitaplardan biri olurdu. Benim için Zweig'in gücü büyük olaylarda değil, insanın içinde kopan fırtınalarda. Clarissa'da ise dışarıdaki savaş, içerideki savaştan daha baskın geldi.
ClarissaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201717bin okunma
Evlerin İçindeki Gizli Gökyüzü...
9/10
·118 syf.··
2026 229. kitabı
Behçet Necatigil’in Serin Mavi kitabını okumak, benim için edebiyatın o yüksek perdeden konuşan, büyük ve gürültülü iddialarından sıyrılıp; evlerin içine, odaların o loş yalnızlığına, küçük insanların o kimselere duyuramadığı gizli iç çekişlerine sızmak gibiydi. Necatigil, o kelimeleri adeta ince bir tül gibi dokuyan, her dizede sessizliğin resmini çizen o eşsiz kalemiyle beni öyle dingin ama bir o kadar da derin bir girdabın içine çekti ki, sayfaları çevirirken metnin ritminde değil, kendi kalbimin o en kuytu odalarında yürüdüğümü hissettim. ​Bu kitap benim gözümde, sadece mektuplardan, yazılardan ya da şiirsel kırıntılardan oluşan bir derleme değil; modern dünyanın o yakıcı, aceleci ve hoyrat telaşına karşı çekilmiş gümüşi bir set, bir "serinlik" sığınağı. Necatigil; dar evlerin, geçim dertlerinin, saklı tutulmuş sevdaların ve o her gün yanından geçip gittiğimiz ama fark etmediğimiz mahcup hayatların şairi olarak, bu eserinde de o meşhur "orta halli" hüzünlerimizin haritasını çıkarıyor. "Serin mavi", insanın sığınmak istediği o dingin gökyüzü ya da kuytu bir deniz gibi; ama o maviliğin altında, hayatın tüm o gizli fırtınaları ve kırgınlıkları usulca akmaya devam ediyor. ​Yazarın o fısıltı tadındaki, süssüz ama her kelimesi bir kuyu kadar derin olan üslubu beni en duyarlı yerimden yakaladı. O, büyük laflar ederek okuru ezmiyor; aksine, bir mutfak tezgahının üzerindeki bardaktan, bir pencere önü bekleyişinden ya da sokaktan geçen bir işportacının sesinden koca bir varoluş trajedisi çıkarıyor. Necatigil’in dilinde hüzün, gürültülü bir feryat değil; akşamüstü eve dönen bir memurun omuzlarındaki o sessiz yorgunluk, kimselere söylenmemiş bir vedanın o ince sızısıdır. O, evlerin dış kapılarını kilitler ve bizi o mahrem, o korunaklı ve içli dünyanın baş köşesine
İnsan ve Duygular
Serin MaviBehçet Necatigil · Yapı Kredi Yayınları · 2017259 okunma
Reklam
Reklam