Eskiler, yılan avlayan leyleğin hikâyesini anlatırlardı: Leylek, gagasında taşıdığı yılanı gökyüzünde çok yükseklere taşır ve birden bırakırdı ki düşüp omurgası dağılsın. On uçurum yüksekliğinden düşen yılanın beli kırılınca da avının üzerine rahat rahat süzülürdü.
Leylek, yılanı ne kadar yükseğe çıkarırsa düşüş o kadar korkunç olur ve kemiklerini paramparça eden çarpmanın etkisi artardı.”
“Korkmuyorum!” demiştim. “Ama çevremdeki herkes korktuğu için benim de korkmam gerektiğini düşünüyorum. Sonunda bu düşünce beni korkutmaya kadar varıyor.”
Kimilerine eksik bir adam gibi görünsem de, yüreğim biliyor ki şu anda dünyada, yaşamının anlamına varmadan kader rüzgârının önünde sürüklenip giden milyonlarca kişiye göre fazlalıklarım da var.
İnsan hayatta geçici bir yolcudur. Kendi varlığına en çok inandığı, dostlarının hayatlarında ve gönüllerinde en çok izler bıraktığını sandığı yerde bile kalplerden silinir ve izleri kaybolur. Hem de ne çabuk!