Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Güney Koreli kadın yazar Han Kang’ın Man Booker Ödülü’ne layık görülen Vejetaryen kitabı, tek tek okunduğunda her biri farklı üç hikayeden oluşuyor. Bir araya geldiklerinde ise yazarın söylemek istediklerini anlatan bir roman çıkıyor karşımıza.
Romanın merkezinde bir kadın, Yonghe, var. Biz olanları onun gözünden değil, çevresindeki üç kişinin gözünden okuyoruz. Bu yüzden başta, ayrı hikayeler gibi gelse de ikinci bölüm, Moğol Lekesi anlaşılmaya başlandığında anlıyoruz ki yapbozun parçalarından biri ve tamamlandığında bir bütünlük oluşacak.
Kitabın son bölümü Alev Ağacı’nda sıkça tekrar eden bir cümle var: “Zaman durmak bilmiyor.” Zamanı kovalıyor muyuz yoksa ondan kaçıyor muyuz bilinmez, Vejetaryen bana çocukluğumuzdaki savunmasızlığımızın hayatımıza yayıldığını hatırlatıyor.
Yeme alışkanlığının değişimi, kişiliğin de değişimi anlamına geliyor. Bu anlamda Dönüşüm tadında okunabilir. Fakat Kafkavari bir tekrar değil aksine çocukluğu, şiddeti, baba figürünü, aileyi özgün bir üslupla anlatabilen bir yazar, kitap var karşımızda. Bazı sayfalarda kültürel kodlarımızın benzerliğine hem şaşırıp hem üzüldüğüm romanı, aslından dilimize çeviren Göksel Türközü’nün hakkını da teslim etmek gerekir, çok başarılı bir çeviri olmuş. Kitabı okursanız, bitiminde Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy’un Diyaloglar konuşmalarında Vejetaryen’i tahlil ettikleri bölümü dinlemenizi tavsiye ederim. YouTube’den bulabilirsiniz. Keyifli okumalar...
Uzun bir yolculuktan dönmüş kadar yorgunum. Her adımda kendi içimin yüzölçümünü arşınlamış kadar dolu... Aynı zamanda tazelenmiş, yeni maceralara gebe ruhum. Ev romanı “Islıkla bir şeyler çalın...” şarkısı gibi kederden geberten, yalnızlığa yoldaş bir kitap. Yoldaş çünkü bir ses gelmedi mi fena! Sait Faik’in “Hişt Hişt” hikayesindeki “nereden gelirse gelsin” diye başladığı müthiş paragrafı hatırlayın. Bir kuştan, köpekten, ağaçtan, sudan ya da insandan bir ıslık sesi bile olsun gelsin. İçimin sesine yoldaş olsun.
Düştüğüm yerden beni kaldırsın.
Yol öğretir, dedikleri bu belki de. Ev’den çıkamadığımız bu günlerde Santiago yolunu tamamlamış bir hacı gibi hissetmemi sağlayan romanı, Nermin Yıldırım’ı nasıl sevmem. 90’ların tebessümlü ve acıklı anılarını da yanına almış, yolun sonunda bir kahve içimlik muhabbeti esirgemeyen bu uzun yol gezgini, ferah taze bir tat bırakıyor bende. Yolculuğa çıkmaya cesareti olan kaçırmasın!