Adam Fawer Türkiye’de çok okunan yazarlardan biri, yanılmıyorsam 2024 yılı Ekim ayıydı BKM kitap evinin Özlüce şubesinde imza günü vardı. İnsanlar uzun bir kuyruk oluşturmuştu. Bende bir kaç kitabını imzalatmak istedim. Tabi o arada yeni çıkan kitabı Mobius’u alırken Oz’u da kaynattık araya. Şimdi okuduktan sonra bu kitabı keşke almasaydım diyorum, kütüphanemde dahi durmasını istemiyorum, en kısa zamanda bir kütüphaneye hediye edeceğim ya da bir yerlerde bırakıp kaderine terk edeceğim. Bazı okurlar acaba kitabı başkasına mı yazdırdı, Olasılıksızı yazan Adam bunu yazmış olamaz diyorlar. Bende zaman zaman benzer düşüncelere kapıldım. Neyse, hayal gücü antrenmanı yapmak isteyenler, fantastik sevenler okuyabilir tabi.
OzAdam Fawer · April Yayıncılık · 20178,2bin okunma
#KenanGürbüz'ün kaleminden #Tanık eserini #okudumbitti.
Yazar , gazetecilik sürecisince tanık olduğu ve bizzat kendisinin yaşadığı olayları kaleme alarak tarihe edada bir not düşmüş oluyor.
Anı ve yaşanmış olayları ele alan eserler daima ilgimi çekmiştir.
Gerçek hayatların bir yansıması vardır. Acıyı , hüznü, mutluluğu, sevinci tüm duyguları bir ayna gibi bize de yaşatır bu tür eserler.
Yazar eserinde ; Düzce depreminde yaşayanlardan tutunda, ABD'nin Irak'a işgaline,
İstanbul Ankara seferini yapan Yakup Kadri Karaosmanoğlu Eksperesi Sakarya Pamukova Mekece yakınlarında 41 kişinin yaşamını kaybetti tren kazasına, Afganistan ve oradaki mülteci kamplanındaki yaşayan insanların hayatlarına, Somali'deki hayatlara, Gazze yolunda sefere çıkan Kanada gemisinin Yunanistan devletinin müdahalesi ve aktivistlerin mücadelelerine, Libya Savaşı'nda kurtarılan Türklerin Marmaris'e getirme süreçlerine kadar olan duruma, Van'daki yaşanan depreminde yaşananlara , Muğla'nın Merkez ilçesine bağlı Özlüce köyünde başlayan orman yangını ve buradan mücadele eden Alev savaşçılarına, Suriye savaşından kaçan mültecilerin umuda yolculuklarında kaybolan hayatlara ve ayda bebeğin ve ailesinin durumlarına, Sudan ve Kenya’daki yaşamları da içine alan birçok olayı en ince ve siz şekilde okuyucu aktarıyor.
Eserden bazı önemli bulduğum notları da eklemek istedim.
️İşgal hemen hemen üç ayını doldurmuşken Firdevs Meydanı olayı patlak vermişti. 9 Nisan 2003 tarihinde Başkent Bağdat'ın Firdevs meydanında dikili Saddam Hüseyin heykeli, ABD ordusuna ait ağır ekipmanlarla devirmişti. az sayıdaki ıraklının Sevinç gösterileri arasında tahrip edilen heykelin baş kısmı kesilerek yerlerde yuvarlanmıştı. bu olaylar Saddam rejiminin düştüğünü simgelemekteydi.
Savaş, 2003 Aralık ayında 8 ay
Sosyoloji ders kitabı olarak yazılan eserin dili gayet anlaşılır düzeyde. Söz kalabalığı yapmayıp, konuları özlüce anlatmış yazar. Sosyoloji bilgilerimi de tazelemiş oldum. Kesinlikle gereksiz bilgi yığını şeklinde yorucu bir kitap değil. Keyifle okudum.
Kitabın 50 veya 60. Sayfasında bırakamayacağın bir kitap. Kitabın;" arkasında mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün yazıyor." ama öyle bir mucize gerçekleşmiyor
“Anthony Smith’in âlimliğinin alamet-i farikası haline gelen anlaşılırlık, hassasiyet ve analitik incelikle yazılmış olan Etno-Sembolizm ve Milliyetçilik, yazarın en etkili fikir babası olduğu milliyetçiliğin etno-sembolist yorumunu ustalıkla ve özlüce sunuyor.”
–Aviel Roshwald, Georgetown Üniversitesi.
“Anthony Smith oldukça uzun bir süredir yoğun ve üretken bir biçimde milliyetçiliğin doğasını, kaynaklarını ve dallara ayrılmasını araştırıyor. Onun temel bulgularının ve vardığı sonuçların bu mükemmel ve kısa damıtılışı bu fenomenle ilgilenen herkes için paha biilmez kıymette.”
–Walker Connor, Middlebury College
Endülüs, son zamanlarda adını sıkça duyduğum fakat bu zamana kadar bilgi sahibi olmadığım bir konu idi. Bu merakım üzerine Endülüs'ü anlatan eserler aradım ve bu kitapla yollarım kesişti.
Ah Endülüs, Amin Maalouf'un çarpıcı sözleri ile başlıyor ve daha ilk sayfadan alıp götürüyor sizi akıcı üslubuyla.
Kitap, Endülüs'ün tarihi ve yazarın Endülüs seyahatinden notlar olmak üzere ikiye ayrılmış. İlk kısımda Endülüs tarihinin acı gerçeklerini, Halife Hz. Osman zamanında tebliğ için gelen Müslümanların zamanla saltanat sevdasıyla birbine düşüşünü ve bunun tarih boyunca defalarca kez hiç ders alınmadan yaşandığını içiniz burkularak okuyorsunuz. Saltanat sevdasıyla ve Müslümanların bu zaaflarından yararlanmak için pusuda bekleyen Hristiyanların saldırılarıyla dökülen milyonlarca Müslüman kanının her birinde içiniz cız ediyor.
Tabi bunun yanında, Endülüs'ün Kanuni'si denilebilecek III. Abdullah dönemini bir ferahlık ve çoşkuyla okuyorsunuz.
Bunlarla birlikte, Endülüs (İbia yarımadası) tıpkı Türkiye'nin Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlaması gibi Avrupa ve Afrika'yı birbirine bağlayan bir köprü mahiyetinde. Sanırım bundan dolayıdır ki tarihlerimiz ve kaderimiz birbirine çok benzer bir yörüngede seyretmiş. Yöneticilerin iktidar hırsı, ayrışmaya meyilli halk, menfaatler, saltanat sevdası Endülüs'ü hazin bir sona sürüklemiş.
Osmanlı'nın İstanbul'u fethiyle tutuşan Haçlı Birliği, acısını çıkartırcasına zaten zayıflamış olan Endülüs Müslümanlarını ' Ya Hristiyan olup vaftiz edileceksin, veya üç gün içinde İspanya'yı terk edeceksin veyahut öldürüleceksin ' diktesiyle katletmesini, yetmezmiş gibi tüm mimariyi yağmalayarak adeta bir soykırım yaptığını belgeleriyle ve özlüce aktarıyor yazar.
Ve kitabın kapağını kapattığınızda 'Ahh Endülüs!..' dökülüyor dudaklarınızdan..
" Çoğu