“Bütün sorun, bir yere bağlanıp kalmakta, durmadan hep aynı, belirli ve kişiliksiz işi yapmakta, buyruk altında yaşamakta, bir yere kapanıp aynı çizgi üstünde dönüp durmak zorunluluğunda…”
“Her şeyin yolundaymış gibi göründüğü yıllarda, bir daha dünyaya gelirsem ağaç olarak gelmek isterim, demişti; meyve ağacı, kavak ya da söğüt değil, uçurum kenarında bir çam ağacı olmak isterim. Ben de gülmüş, mobilyacıdan da bu beklenir, demiştim. İyi de neden çam? Çünkü çam çok özeldir ve her şeyden önce dik başlıdır. İnsanoğlu yaşlanırken saçları beyazlar ve dökülür. Sonbaharda yaprakları sararan kışın da dökülerek insanlara akıbetini gösteren ağaçlardan değildir çam. Ölüm provaları yapmaz, her mevsim yeşildir. Yaşlandığını göstermez, ruhumuz gibidir. En zayıf noktası ateştir, bir kıvılcımla tutuşur ve öbür ağaçlardan hızlı yanar; yine ruhumuz gibi.“
“…çok sonra öğrendim kimi zaman başarımız diye gururlandığımız ya da talihin bize gülümsemesine yorduğumuz olayların aslında bambaşka yerlerde bambaşka insanların kendi çıkarları için giriştikleri uğraşların bir parçası olabildiğini…”