Zaman Makinası”, yüzeyde geleceğe yapılan heyecanlı bir yolculuğu anlatan kısa bir bilimkurgu romanı gibi görünür; ancak özünde sınıf yapısı, evrim, ilerleme miti ve insanlığın kaderi üzerine karanlık bir düşünce deneyidir. H. G. Wells bu romanda teknolojiyi bir mucize olarak değil, bir mercek olarak kullanır. Zaman yolculuğu, macera yaratmak için değil, insan uygarlığının uzun vadeli sonuçlarını çıplak biçimde göstermek için vardır. Gelecek burada umut değil, uyarıdır.
Zaman Yolcusu karakteri özellikle isimsizdir; bu bilinçli bir tercihtir. O bir birey değil, modern bilimin ve rasyonel aklın temsilidir. Başlangıçta zaman makinasını anlatırken sergilediği entelektüel özgüven, ilerleme düşüncesinin Viktorya dönemi iyimserliğini yansıtır. Ancak geleceğe gidiş, bu iyimserliği adım adım parçalar. Romanın yapısı da buna paraleldir: başlangıçta bilimsel bir sunum havası varken, ilerledikçe anlatı bir keşif raporundan varoluşsal bir kabusa dönüşür.
Uzak gelecekte karşılaşılan Eloi ve Morlock türleri, romanın merkezî alegorisidir. Eloi’ler yüzeyde yaşayan, narin, güzel ve çocuksu varlıklardır; çalışmazlar, üretmezler, çatışmazlar. İlk bakışta ütopya izlenimi verirler. Ancak kısa sürede bu zarafetin içi boş olduğu anlaşılır. Eloi’ler entelektüel olarak gerilemiş, irade ve merak yetilerini kaybetmiştir. Medeniyetin konforu onları aptallaştırmıştır. Wells burada rahatlığın evrimsel bir tuzak olabileceğini öne sürer: Mücadele ortadan kalktığında gelişim de durur.
Morlock’lar ise yeraltında yaşayan, çalışan, makinelere bakan, karanlığa uyum sağlamış varlıklardır. Başlangıçta canavar gibi görünürler; fakat roman ilerledikçe sistemin gerçek taşıyıcılarının onlar olduğu anlaşılır. Eloi’lerin refahı, Morlock’ların emeğine dayanır. Bu yapı, sanayi çağının sınıf ayrımının geleceğe