PulseoftheBook

@ozz_lem·
·
sabitlendi
Yazdığım ilk edebiyat yazım, Temkinli Hüzünler dergisinin yeni sayısında yayımlandı. Üstelik sıradan bir yazı değil: Fırat Cewerî’nin Solgun Romans adlı öykü kitabı üzerine. Bu yazıda, Solgun Romans’ın kırılgan karakterlerini, Cewerî’nin incelikli öykü dilini ve kitabın hüzünle umut arasındaki salınımını anlattım. Sadece bir kitap tanıtımı değil; öykülerin içindeki duyguyu kelimelerle yeniden kurmaya çalışan bir yazı oldu benim için. Bu yüzden hem edebiyata ilk adımım hem de çok değerli bir başlangıç. Temkinli Hüzünler, Kültür ve Turizm Bakanlığı destekli, Dijital Dergicilik Okulu çatısı altında çıkan, öykü odaklı ve mevsimsel bir dergi. Bu sayıyı herkes dijital olarak okuyabiliyor; öyküye gönül verenler için çok özel bir platform. 📖 Okumak isteyenler için: dergicilikokulu.com/temkinli-huzunl...
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·136 syf.··
2026 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 23:39
Pascual Duarte ve Ailesi ~ Camilo José Cela İnsan gerçekten kötü olduğu için mi kötülük yapar, yoksa içine doğduğu hayat onu yavaş yavaş o noktaya mı taşır? diye düşündüm. İspanyol edebiyatının dünya çapında en çok okunan ve en sarsıcı başyapıtlarından biri. Kitap, idamını bekleyen bir köylünün hücresinden yazdığı itiraflardan oluşuyor. Ancak Cela’nın asıl yaptığı şey, bir insanın hikâyesini anlatırken bir toplumun yarasını açığa çıkarması. İspanya kırsalının katı ve çorak coğrafyası sadece bir mekân değil bu kitapta. Karakterin boynuna dolanan, nefesini kesen bir ilmek olarak çıkıyor karşımıza. Yazarın dili öylesine süssüz, keskin ve acımasız ki. Kitap boyunca şiddetin kendisine değil, o şiddetin büyüdüğü aile mahzenine çarpıyorsunuz. Kötülük çatlamış topraklardan ve sevgisiz bir evin duvarlarından sızıyor. Romanı okurken zihnimin William Faulkner’ın Döşeğimde Ölürken romanına gittiğini söylemeliyim. Her iki eser de taşranın o boğucu tecridini, yoksulluğun insanı nasıl nesneleştirdiğini ve ailenin bazen nasıl bir lanete dönüşebileceğini anlatıyor. Faulkner’da çürüyen bir bedenin etrafında dolaşan sessiz trajedi neyse, Cela’da da çürüyen bir toplumun ortasında çırpınan Pascual’in hikâyesi benzer bir karanlıktan besleniyor. İkisinde de karakterlerin yazgısı kendi ellerinde değil. İçine doğdukları o ağır, affetmez iklimde saklı. Hayatın en çirkin, en dehşet verici ve absürt yanlarını hiçbir estetik örtüye saklamadan, tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarpan sarsıcı bir başyapıt. Herkese keyifli okumalar dilerim, sevgiyle
Pascual Duarte ve AilesiCamilo Jose Cela · Olvido Kitap · 2021659 okunma
Puan vermedi
Gelincikler Açarken ~ Maral Boyadjian Yayınevinin, nesnelerin ve coğrafyanın suskun hafızasına inanan çizgisi beni yine okuru yormadan içine çeken son derece içten bir edebiyatla buluşturdu. Kitap, katı geleneklere, aile baskısına ve tarihin acımasız yıkımına karşı verilmiş inatçı bir kavuşma hikâyesi. Aynı zamanda bir kimlik ve aidiyet sorgulaması. Hikâyenin merkezinde on beş yaşındaki Anno ve Daron var. Etrafı sarp dağlarla çevrili bir köyde, katı geleneklerin, görücü usulü evliliklerin ve aile içi beklentilerin ortasında karakterler bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da kim olduklarını, nereye ait olduklarını, geçmişleriyle nasıl yüzleşeceklerini sorguluyorlar. 1915’in o karanlık gölgesi köyün üzerine çöktüğünde, savaşın kendi hâlinde yaşayan insanların hayatını nasıl altüst ettiğini, onları nasıl bir hayatta kalma mücadelesine ve göç trajedisine sürüklediğini görüyoruz. Anno ve Daron’un aşkı ise, okurun o dünyaya sızabilmesi için bir köprü görevi görüyor. Biz onların saf sevdasına tutunurken, arka planda koca bir kültürün, bir coğrafyanın ve masumiyetin yok oluşuna tanıklık ediyoruz. Edebiyatta büyük kelime oyunları yapmadan sevdiğine tutunmanın ve her şeye rağmen çiçek açan o tertemiz aşkın hikâyesini arayanlara Herkese keyifli okumalar dilerim , sevgiyle
Gelincikler AçarkenMaral Boyadjian · Aras Yayınları · 201725 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 38. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 02:00
Sonsuza Dek Emily ~ Maria Navarro Skaranger Norveç edebiyatının bol ödüllü yazarı Maria Navarro Skaranger’den minimalist ve sarsıcı bir roman. Kitap, Emily’nin iç dünyasının derinliklerini anlatıyor. Hikayede gündelik bir hayat ve travmaların oluşturduğu yoğun bir atmosfer var. Yazar, Emily’nin iç sesini öyle yoğun aktarmış ki kendinizi onun zihninin içinde buluyorsunuz. Kitap boyunca Emily’nin iki temel ilişkisi etrafında dönüyoruz. Biri onu karnındaki bebeğiyle bırakıp giden sevgilisi, diğeri ise hayatındaki derin boşluğun asıl kaynağı olan babasıyla kurduğu kopuk ve yaralı bağ. Özellikle anneliğe adım atarken yalnızlık ve terk edilmişlik duygusu tüm sayfalara işlenmiş. Bu bana Annie Ernaux’nun acıyı ve travmayı romantize etmeden, mesafeli ve çıplak bir dille anlatan tarzını hatırlattı. Romanın en sarsıcı iki katmanı, çiğ bir annelik ve göçmenlik. Yazar, yorgun ve tekdüze annelik tecrübesini tüm çıplaklığıyla sergilerken çocuğunun babası Pablo ve yaşadıkları çeper mahalle üzerinden göçmenlik teması da hikâyeye ustaca sızıyor. Göçmenlik yer değiştirme olarak değil, İskandinav refah toplumunun kıyısında kalmak, köksüzlük ve sınıfsal görünmezlik hissi olarak ele alınıp, Emily’nin kişisel yalnızlığıyla bütünleştirilmiş. Kitabın anlatım dili oldukça farklı. Edebiyatta çoğu zaman okuru iten o riskli ‘ben’ dili, romanda metnin en büyük gücüne dönüşmüş. Birinci tekil şahsın bu kadar kusursuz kullanımı, James Salter’dan öğrendiğim o ‘anlatıcının konumu’ meselesine çok güzel bir örnek teşkil ediyor. Ayrıca mekanın da karakterin ruh hali üzerinde doğrudan belirleyici rolü var. Ben böyle mekan-karakter ilişkisi romanlarına bayılıyorum. Hayatın kıyısında kalmış bir kadının, dünyayı ve anneliği kendi kırık penceresinden anlamlandırma çabasına tanık olmak
Sonsuza Dek EmilyMaria Navarro Skaranger · Tetes Yayınları · 202619 okunma

PulseoftheBook

, bir kitabı okumaya başladı
Clarice Lispector
9/10 · 10 okunma