Kitabı bitirdiğim ve incelediğim saat 04:49... Sonlara doğru elimden bırakamadım açıkçası. Aslında kitabı ilk sayfalarından sonra bırakmak istemiştim. Hatta okumadım bir süre. Ama rafa kaldırdığımda tekrar elime almak istemem korkusuyla yeniden okumaya başladım. İyi ki de öyle yapmışım.
Açıkçası ilk çeyrekte içimi karartan bir hikayeyle baş başaydım. Her sayfada tanık olmak istemeyeceğim cinayetler, işkenceler, kabul edemeyeceğim olaylar... ve müthiş bir ironidir ki bu olaylara eşlik eden 9.senfoni ve diğer klasikler...
Ancak devamında daha ilgi çekici bir hal almaya başladı eser. Kitabın bir bölümü Cesur Yeni Dünya’yı okuyanlar için tanıdık bir şartlandırmayı içeriyordu. Ardından süre gelen hesaplaşmalar, bencillikler, siyasi çıkarlar konuştu karakterin üzerinde. Ana karakter Alex’in ağzından dinlediğimiz bu hikayede ona yer yer nefret duygusu yer yer de acıma duygusu hissettim. Kitabın başlarında yer alan bir cümle vardı: “Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu terbiyeli olmaları söz konusu değildir.”
Alex biz birer makineyiz diyor aslında. Otomatik, bir oyuncak gibi kurulup dümdüz yürüyen ve her seferinde duvara toslayan, aklın mantığın erişmediği duygulara sahip genç makineler...
Dünyada maalesef kötülük, karanlık çöktüğünde aydınlanıyor. Karanlık çöktüğünde karşılaşmak istemeyeceğimiz tüm karakterlerle karşılaştık bu kitapta. Farklı bir deneyim oldu. Gerçekten de her kitap yeni bir dünya.