Öncelikle uyarıyla başlamam lazım. Eğer bu kitaptan gayet başarılı bir dönem analizi veya tarihsel atıflar bekliyorsanız, hayal kırıklığı yaşarsınız. Fakat Melih Cevdet’in kaleminin çılgınlık seviyesini merak ediyorsanız, tam size göre. Çünkü kitapta sadece diyalog okuyor, buna rağmen karakterlerin portrelerini çizebiliyorsunuz. İşte bu da yazarımızın alametifarikası.
Aylaklar, aslında gayet soylu bir ailenin, zamana karşı koymaya çalışmasını anlatıyor. Sultan II. Abdülhamid’in başhekimi ve eczacısı olan Şükrü Paşa’nın asil soyu, kendini alkole ve ensest ilişkilere kaptıran bir aileye dönüşüyor. Bu acı dönüşümün temel sebebi ise, ailenin ısrarla eskisi gibi davranmaya çalışması, istikbale savaş açmasından kaynaklanıyor.
Eski ihtilalci ve asilzade Davut Bey, Şükrü Paşa’nın izniyle kızı Leman Hanım ile evlenir. Ancak bu iki paşa çocuğunun, hayata dair hiçbir tecrübesi yoktur. Davut Bey dünyayı dolaşıp hazine aramak isterken, Leman Hanım ise sağa sola ahkâm kesmekle gençliğini geçirir. Zamanla ilk kızları Mürşide doğar. Onu oldukça ilgisiz ve klişelerle yetiştirirler. Davut çok baştan savma, Leman ise anlamsız bir otorite deliliği içindedir.
Durum böyle olunca, Mürşide hem bakımsız, hem saygısız birisi olur. Üstüne bir de kardeşi Pakize doğar. Tüm odak ona çevrilir.Pakize, Mürşide’ye göre oldukça akıllı ve güzeldir. Ancak ebeveynleri farkında bile olmadan onun da hayatını zehir edecektir. Zorla,zengin sanayicilerden birisinin oğlu Galip Bey ile evlendirirler. Pakize, çocuğunu dünyaya getirdikten hemen akabinde ölür. İnanılır ki intihar etmiştir.
Zaten Galip Bey’in de parasının olmadığı, iflas ettiği ortaya çıkmıştır. Çocuğu ile konakta kalmaya başlar. Ancak Davut ve Leman’ın yanlış insan yetiştirme mahareti, torunları Muammer’in de hayatını zindan eder. Bununla