En son milattan önce Hipokrat dediydi melankoli diye. Depresyon depresyon. Tabipsen melankoli değil depresyon diyecektin. Melankoli deyince alkolik bi şarkı gibi geliyodu kulağa; depresyon deyince çağdaş bi sıkıntı, hayatın bi parçası, olmazsa olmazı.
Öyle bön bön bakmayacaktın; işin doğrusu buydu.
Lüzumlu bir şeydi depresyon.
Vücudun mikrop kapınca nasıl içerde bi pandomima kopar da ateşin yükselirse, ruhun mikrop kapınca da depresyonun depreşirdi.
Gülme oğlum; depresyon, derde, tasaya, bunalıma, can sıkıntısına, hayal kırıklığına karşı ruh ateşinin yükselip müdafaaya geçmesiydi; emniyet supabıydı modern insanın.
İki haftadan beri tiyatrosuna gelmeyen Eftelya evleniyordu. Senelerden beri hiçbir ses seda işitilmeyen bu evden, o günlerde birisinin hıçkıra hıçkıra ağladığı İşitilmişti.
Odaya girer girmez herkes gülüşmeye başladı. Çünkü Paskal, asılmış bir adam taklidi yaparak o meşhur maharetiyle dilini çıkarmıştı.
Hayatında herkesi güldürdüğü gibi ölümünde de kimseyi ağlatmayan zavallı Paskal'ın bu seferki hali taklit değil, ölüm kadar hakikatti.
Bir iki dakika sonra tiyatrosunun iç tarafındaki toprağın üzerine oturarak, hâlâ güldürdüğü adamların kahkahaları devam ederken içini çeke çeke ağlıyordu.
Bu arada hiçbir şey olmuyordu, sözcüğün gerçek anlamında hiçbir şey olmuyordu. İngilizler bunun bir savaş değil, kanlı bir pandomima olduğunu söyleyip duruyorlardı.