Hızlandırılmış edimin huzursuzluğu uykuya kadar sızar. Geceleyin, uykusuzluğun süremi olarak devam ettirir kendini. ‘Uykusuz gece: İşte en kısa formülü, içi boş zamanın geçişini unutmaya çalışır ve tan ağartısını boşuna beklerken hiç sonu gelmeyecekmiş gibi uzayan azap dolu saatlerin. Ama uykusuz gecelerin asıl korkunç olanlarında, zaman sanki büzüşüp ufalmıştır ve avuçlarımızın arasından verimsizce kayıp gidiyordur. … Ama saatlerin bu büzüşmesinin açığa çıkardığı şey, vaadini yerine getirmiş zamanın tersidir.’ Adorno’nun ‘telaşlı uykusuz gece’ ifadesi bir paradoks teşkil etmez çünkü telaş ve içi boş sürem aynı kaynaktan çıkar.
Günün telaşı içi boş bir form olarak geceye hükmeder.
İçi boş bir zamanın geçişine maruz kalınca uyumak imkânsız olur.
Russell'ınkine benzeyen başka bir paradoks şöyledir: "Bir köyün berberi, yalnızca kendileri
tıraş olmayan adamları tıraş eder.” Yani bu berber kendisi tıraş oluyorsa, kendisini tıraş edemez. Bu çelişkiyi çözmek aslında gayet basit: "Böyle bir berber olamaz” deyip işin içinden çıkabiliriz. Ama Frege'nin kümeleri için böyle basit bir çıkış yolu yoktur.
Bize benzeyenle mi daha uyumlu oluruz yoksa zıttımızla mı? Bu soru o kadar zordur ki her şeye bir cümle kurmuş olan atalarımızın bile kafasını karıştırmıştır.Mesela bir grup ataya göre uyum bir elmanın iki yarısı olmak şeklinde ifade edilir.Karşıt görüşlü atalar ise tam aksine zıt kutupların birbirini çektiği inancına sahiptir.Bu durumda hangi ataya inanmamız gerekir? Yoksa bu paradoks tümüyle kişiye özgü bir mesele midir?