Şu anda birden herhangi birini veya topluca on kişiyi öldürmek ya da dünyada en kötü sayılan son derece korkunç bir şey yapmak
esse kafama, bana işkenceler etmeyi, acılar çektirmeyi düşünen mahkeme iki üç hafta sonra öleceğimi öğrenince acaba ne
büyük bir çıkmaza düşerdi?
Bir Don Juan, cehenneme gönderilmişti; bu çok naiftir. Cennetin bütün ilginç insanlardan yoksun olduğuna dikkat ettiniz mi?— Sadece kurtuluşlarını en iyi nerede bulacaklarına dair, kadınlara yapılan imalı bir dokundurma— “Büyük insanın” ne olduğuna biraz tutarlılıkla, hatta derinleştirilmiş bir görüşle yansıttığımızda, kilisenin bütün “büyük insanları” cehenneme gönderdiğine dair hiçbir kuşku kalmaz— “İnsanlığın bütün büyüklüklerine” karşı savaşmaktadır.
872 (1884)
Bir insanın haksız yere benimsediği haklar, kendi üzerine yüklediği görevler, kendini eşit hissettiği görevlere bağıntılıdır. İnsanların büyük birçoğunluğu varolma hakkına sahip değildirler; daha yüce insanlar için bir talihsizliktirler.
873 (1884)
Egoizmin yanlış anlaşılması— Ne fethetme zevki ve büyük aşkın doymazlığı, ne alt edilmek isteyen, zorlanmak isteyen, kalbine girilmesini isteyen taşkın güç duygusu hakkında hiçbir şey bilmeyen olağan mizaçlar açısından— sanatçının malzemesiyle bağıntılı dürtüsüdür. Çoğu zaman hareket alanı arayan sadece harekete meraklı olmaktır.
Olağan “egoizmde”, kendini korumak isteyen tam olarak “ego-suzluk”, derinden ortalama olan yaratık, insan türüdür; daha nadir, daha ince ve daha az sayıda olan ortalama insanlar bunu fark ettiklerinde, bu onları kızdırır. Çünkü onlar şöyle hüküm verirler: “Biz daha asiliz! Bizim korunmamız, şu sığırların korunmasından daha önemlidir!”
874 (1884)
Hükümdarların ve hükmeden sınıfların dejenerasyonu, tarihteki en büyük talihsizliklerin nedeni olmuştur! Romalı Sezarlar ve Roma toplumu olmadan, Hıristiyanlığın deliliği hiçbir zaman güç kazanamazdı.
Daha düşük seviyede insanlar, daha yüce insanların olup olmadığına dair kuşkuya düşmeye başladıklarında, tehlike büyük demektir! Ve sonunda daha düşük seviyede olanlar ve buyruk altındakiler,
Modern fizik, evrenin işleyişini açıklarken devasa bir şizofrenik yarılma (dezentegrasyon) içindedir. Büyük olanı (yıldızları, galaksileri) açıklayan Genel Görelilik ile küçük olanı (atomları, kuarkları) açıklayan Kuantum Mekaniği, kendi laboratuvarlarında kusursuz çalışsalar da matematiksel olarak bir araya geldiklerinde birbirlerini yok ederler. Bu durum, insan zihninin de kendi iç dünyasındaki rasyonel (sol beyin) kuralları ile dürtüsel (sağ beyin) akışlarını birleştiremediğinde yaşadığı o derin çelişkinin ve parçalanmanın kozmik bir aynasıdır.
Hızlandırılmış edimin huzursuzluğu uykuya kadar sızar. Geceleyin, uykusuzluğun süremi olarak devam ettirir kendini. ‘Uykusuz gece: İşte en kısa formülü, içi boş zamanın geçişini unutmaya çalışır ve tan ağartısını boşuna beklerken hiç sonu gelmeyecekmiş gibi uzayan azap dolu saatlerin. Ama uykusuz gecelerin asıl korkunç olanlarında, zaman sanki büzüşüp ufalmıştır ve avuçlarımızın arasından verimsizce kayıp gidiyordur. … Ama saatlerin bu büzüşmesinin açığa çıkardığı şey, vaadini yerine getirmiş zamanın tersidir.’ Adorno’nun ‘telaşlı uykusuz gece’ ifadesi bir paradoks teşkil etmez çünkü telaş ve içi boş sürem aynı kaynaktan çıkar.
Günün telaşı içi boş bir form olarak geceye hükmeder.
İçi boş bir zamanın geçişine maruz kalınca uyumak imkânsız olur.